BENİMDE TİKİM VARDI
Kalmak zordu.Yaşamak, onurlu bir şekilde köyde kalmak zordu.Kalabalık nüfusla böbürlenmek marifet sayılıyordu. Ya geçimlerini nasıl yapacaklardı, boş kursakları nasıl dolduracaklardı?.
Beklenen patlama olmuş, herkes rızkının, kaderinin yoluna yönelmişti.Şanslımıydılar?, bilinmez tabi.Yıllar sonra gurbetin acı gerçekleriyle yüzleşince, gurbetin zorlukları diz boyu olunca; ve sılanın, anıların hayali belirince , tabi köydeki eski durumlarını arar olmuşlardı.
Ama ,’’ hadi’’ deyincede gidilmiyordu.Artık yollar, kanunlar, yabancı devletler bağlıyordu.DALLAS sanılan gurbet, öncekilerin süslü püslü göründükleri fotoğraflar, hep göz boyamaymış, diye hayıflanıyorlardı.Ama artık geri dönemiyorlardı.Çünkü çocuklar büyümüş; ya onları nasıl koparabilirlerdi doğdukları gurbet ellerinden.Çünkü artık yabancı topraklarda kök salmış, filizlenmişlerdi. Hem asansöre, evin yanı başındaki büyük centrumlara alışkanlık, köylük yerlerden, kasabalardan daha cazip geliyordu tabi.
Bu demektirki artık;bir kaç sene sermaye kazanıp geri dönme fikri çürümüş, gurbetlerde kalakaldıklarını anlamışlardı.Zaten kim geri gittiki?Gidenler tabutlarda gitti.Elini kolunu sallayıp,’’ Kesin dönüş’’ yapan görülmedi.
Artık kabullenmeliydik.Biz, önce imrenilen, sonrada acınanlar olmuştuk.Bulunduğumuz yerin, devletin çarklarına, şartlarına alışmalıydık.
İlk önceleri fabrikalar göçtü Danimarkadan, yüksek vergiler nedeniyle.Büyük fabrikalar kapandı. Ucu bucağı görünmeyen plastik fabrikaları; yabancıların ailece çalıştıkları böylesi fabrikalar kapanınca, yemek sektörüne el atıldı.
PİZZA’lar açıldı her şehirde bir bir. Danimarkalılar acılı biberi, tandır ekmeği kıvamındaki pizzaları tadınca, mis kokulu yanık ekmek tadındaki pizzalar iyice tutulmuştu.
Çoğumuz pizzalar sayesinde evler yapmıştık.Bunun için borca girip, her ay başı , pizza maaşıyla ödüyorduk. Ve bu zorunluluk iyice bizi pizzalara mahkum etmişti.
Artık alışmıştık, sabah çıkıp ,geceleri gelmeye.Bunu kabullenmiştik.Nice güneşli günlerde, bahar havasında pizzalarda kapalı kaldık.Zor oyunu bozuyordu.Ama çocuklar için, onların geleceği ; ve en önemlisi namerde muhtaç olmamak için bu pizzaların dumanlı havasını soluduk, hep içimize çektik.
Sabah çocukları uykuda bırakıp gidiyor, işten gelince onları gene uykuda buluyorduk.Sosyal hayatımız nerdeyse yoktu. Ama kendimiz bu durumu istemiş, kabullenmiştik. Yeislere bürünmenin alemi yoktu. Gülü sevmişsek, dikeninede katlanmayı öğrenmeliydik.Artık pizzalar ikinci evimizdi. Sevmek zorundaydık
Pizzalarda şaka ve tatlı sohbetler olmazsa, akşamları zor olurdu.Bu yüzden pizzalar artık; tatlı sohbetlerin, şarkı söylenilen yerler gibi geliyordu bize yavaş yavaş. Böyle oluncada pizzalara severek gidiliyor, iş arkadaşlarıyla her gün yapılan güzel sohbetler içinde, dostça ve severek çalışmaya başlamıştık artık.
Pizzalarda yıllarca çalıştım.Pizza askerlik ocağı gibidir.Hani derler ya’’Askerlik arkadaşlığı unutulmaz’’ diye. Aynısı pizza arkadaşlığı içinde geçerlidir.Genellikle akşama doğru işler yoğunlaşır, satış başlar.Ondan önceki vakitte eksikler tamamlanır.İşler yoğunlaşmadan önceki zaman diliminde, genellikle şakalar yapılır.Sesi güzel olanlar gazel okur, hatta halaylar çekilir.
Bana bir TİK musallat olmuştu tam bu vakitlerde.Hani koyun ve kuzuları ağıldan çıkarırken, yada bayırlara doğru onları yönlendirmek için dişlerimizin arasından keskince
__Kisssssşşşhheeee! Derdik eskiden.Pizzada öylesine bir iki dedim.
__Kissssşşşhee!!, Kisssşşhheee!!. Git gide söylemeden edemez oldum. Özellikle kapanıştan önce yerleri süpürdüğümde iştahım açılırdı.Koyunlara bağırdığımız şekilde;
__Yerh, yerh Yerh!!Yahh, Yahh!!Kisssssşşşheee! diye uzatırdım. Yolda yürürken, araba sürerken, kalabalıkta hep söylerdim. Tabi kalabalıkta sadece kendimin duyacağı şekide’’Kissssssşhe! Derdim.
Pizzada bazen şaka olsun diye , yanımdan geçen arkadaşların ardından, koyun geçiyormuş gibi’’Kissssşşhee! Derdim.Küsmezlerdi.
__Ne o bırongo? Bizi koyun, kuzumu sandın! Derlerdi gülerek.
Bir aralar enteresan şeyler oldu. Kimin ardından kisssşşhe ! dediysem; bir sebep olur,işten çıkardı.Bende yavaş yavaş inanmaya başlamıştım.Patron bana;
__Bırongo kendine ne zaman kisssşhe ! diyecen? Dediğinde;
__Bırongo evi yeni yaptım,para lazım. İşimi kaybetmek istemem, kendime söylemem! diye latife yapmıştık.
Pizza dükkanı akşam saat on’da kapanırdı.Pizzadan sonra bir çocuk yuvasını temizlerdim.Beş saatlik bir iş’ti. Ama genellikle zamanından önce bitirirdim.Anahtarı bendeydi. Kendi işimin patronu gibiydim.Bitirdiğimde çıkar giderdim.
Orda hem çalışır hem şarkı söyler ve hemde ikide bir Kisssşşşhheee! Derdim. Nasıl ve ne zaman bu TİK’ten kurtulurum? Diye az düşünmedim değil. Ama bir kriz nöbeti gibi geliyordu.Söylememek adeta elden gelmiyordu.Hatta söyleyince rahatlıyordum.Ama nereye kadar?! Bir çözümde bulamıyordum.
Yolda yayan giderken etrafa bakınır, kimsenin olmadığını görünce fırsattan üç dört defa en uzunundan;
__Kissssssssşşhe! Kissssssşhe! Derdim. Artık alışmıştım. Bununla yaşamayı kabullenmeliydim.
Pizzadan sonra fırtınalı b,ir akşamda KREŞ’in, yani çocuk yuvasının temizliğine başlamıştım. Dışardaki şiddetli rüzgar, ağaçların ince dallarını kırıyordu.Çocuk yuvasının çatısına ağaçların kırılan dalları düşüyordu ard arda. Dışardaki lambalar yanmıyordu. Etraf zifiri karanlık içindeydi. Ben yerleri pas pas ederken genede bir şarkı tutturmuştum.Nakaratıda bilindik kelimeyle söylüyordum. Kissssssşşhe! Kisssssşhe!.Süpürge makinasına geçtim.Odaları tek tek süpürüyordum. Bir yandanda kimse yok diye uzun uzun kisssssşhe ! diye tiki uzatıyordum.Son odaya gelmiştim. İçeriyi bitirip çıkacağımda, süpürgenin kablosunu hızlıca çektim.Tam geriye döneceğimde arkamdan birinin;
__Meeeeeeee!!, Meeeeeehhee! diye melediğini duydum.Saçlarım diken diken olmuştu.Elimdeki süpürgenin sapını havaya fırlatıp, soluğu dış kapıda almıştım.Bu saattde kim vardı böyle yuvada! Diye düşündüm o panikte. Soluk soluğa kalmıştım.Cinlermi basmıştı yuvayı?.Cin periler kuzu ,koyun kılığına giremezlermiş. Keçi sesi olsaydı anlardım.Bir ayağım dışarda içeriyi dinledim.Meleme kesilmişti. Süpürge makinasının sesi geliyordu.Önce, bırakıp gitmeyi düşündüm.. Ama sabah personeller gelince , ne cevap verecektim. Hem kimsenin duymaması gerektiğini düşündüm. Sonra erkek adam korkup kaçmış diyeceklerdi.Odaya gidip bakacaktım.
Temkinli, adım adım odaya yaklaştım. Bir kuzu başı gördüm. Kapının kenarından bakıyordu. Kalbim küt küt atmaya başlamıştı.Bir adım daha attım………?! OhhhBeee!!, dedim. Nasıl düşünmedim. O son oda her hayvanın maketiyle doluydu. Bazıları yarım metreyi geçerdi. Kuzu,keçi, horoz, ayı, at , eşek, aslan, her türden vardı.Hangi hayvanı sıksan, onun sesi çıkardı.Horozu sıksan öterdi uzun uzun. Tavuk gıdıklardı. At kişnerdi, köpek havlardı. Hemde yüksek sesle ve uzun uzun. Çocuklar için özel olarak TAYVAN’dan getirtmişlerdi. Şimdi anladım. Kabloyu hızlıca çektiğimde, kuzunun başına dolanmış, yere düşmüştü.Düşüncede ;
__Meheeeeehee!. Meheeeeeee!, diye meleme sesi çıkarmıştı. Tamda benim tike, kissssşhe! Dediğimde dek gelince, bende o panik olmuştu.
Zaten o odaya gelince biraz tırslardım her seferinde.Çünkü hepsinin boncuk boncuk,kahve renkli , kızıl renkli gözleri vardı. Ve sanki hepsi bana bakıyor hissi gelirdi.
O günden sonra Allaha şükür benim tikim birden kesildi. Ama genede o odaya girip çıkmam bir olurdu.
Pizzada artık o tikimi duymayınca arkadaşlar merak ediyorlardı.
__Bırongo ne oldu?.Koyun kuzularını kurtlarmı kaptı?. Artık ’’kissssşe! Demiyorsun, diye konuşuyorlardı. Tabi bende o olayı anlatmadım. Halende bilmiyorlar.Neme lazım’’Cansız kuzudan korkan adam’’ diye bilinmek istemem tabi.
Ama genede koyun kuzular evin önüne gelince, onları kovmak işini yanımdakilere veririm.
__Çocuklar,şunları kovun evin önünden, evin önünü pisletmesinler! diye o görevi onlara verirdim. Kendim söylemeye korkuyordum, tikim geri gelir diye. Sonunda şükürler olsun o kelimeyi yani Kisssssşşe! Oh pardon söylemiyecektim……. O TİK’ten kurtulmuştum…..
BIRONGO.
25-KASIM- 2017
CUMARTESİ.
(Umarım beğenirsiniz sevgili öykü sever kardeşlerim.Sağlıcakla kalın…)