YETİMLERİNDE ALLAHI VAR
Oysa her şey ne güzel sürüyordu. Mutluluk, neşe, ve kazançları; her şey ne güzel devam ediyordu.İlahi imtihanmıydı yoksa, her şeyin birden değişmeye yüz tutması. RAHME , güneşin sıcaklığında, barojda, elindeki çırpıyla toprağı karıştırırken, mazisini düşünüyordu. Önünde altı yavrusu olan tavuğunun ‘’Gurk gurk gurk’’ seslerini çıkarıp yavrularını kanatlarının altına çağırırken, o’da kendi çocuklarını düşündü. O’da, kocası öldükten sonra, onlara hem analık hem babalık yapmış; adeta yavrularını kanatlarının altına almıştı .
Kocası uzun yol şoförüydü. Güzel bir maaşı vardı . Ve her sefer dönüşünde, elinde her zamanki gibi sarı sepeti meyvelerle dolu gelirdi. Irak, İran, yada uzak ülkelerden dönerken, yol üstü satıcılardan ucuz meyve ve yiyecek ve bazende çocuklarına giyecek alır gelirdi. Uzun kış gecelerinin yolculuğunda mola verip yolda uyumak isteyen kocası Hacomar, ısınmak için küçük tüpü yakmıştı. Yorgunluktan kısa bir süre sonra uyumuştu MAN arabasının şoför mahallinde. Tüp açık kalmış, içeriye sızan gazdan zehirlenerek ölmüştü. Hani derler ya’’Acı haber tez ulaşır; Rahme’ye kara haberi ulaştırdılar. Rahme kara haberi alınca, bütün Dünyasının, bütün hayallerinin yıkıldığını anlamıştı.
İkisi kız, beş çocuğuna kanat germiş, önünde uzun ve yorucu bir yolun olduğunu, artık meşakkatin, acı bir hayatın kendisini beklediğini anlamıştı.’’Allah büyüktür’’ deyip zorluklara göğüs gerecek, çocuklarını namertlere muhtaç etmiyecekti.
Üç oğlunu ilkokuldan sonra, meslek sahibi olsunlar diye, evin masraflarını çıkarsınlar diye büyük oğlunu sanayide bir demir doğramacıya teslim etmişti.Ortancasını terziye teslim etmişti. Küçük oğlu yanındaydı ve onuda berbere çırak olarak teslim etme düşüncesindeydi. Rahme , konu komşuların evlenme çağına gelmiş kızlarına elişi yapar, rahmetli annesinden öğrendiği yorgan döşek dikiminide yapardı.
Zamanın basiretsiz politakacıları devalasyon üstüne devalasyon yapıyor,Rahmenin kazandığı para değerini yitiriyor, eve erzak tedarik edemiyordu. Zamanında kayın babasının kendisine verdiği ineği sağıyor, çocuklarına yağı , peyniri bir kenara ayırabiliyordu. Buzağısını büyütüyor, köyün kasabına yada kapısına gelip satın almak isteyen besicilere satardı. Kıt kanaat geçinir, şükrederdi. Üç oğlunun büyüdükçe masraflarının artacağını; ama meslek sahibi olacaklarını biliyor, sabrediyor, şükrediyordu.
Kurban bayramı yaklaşıyordu. Artık yaşlanan ineğini kurbanlık yapmayı düşünüyor, onun yerine satmayıp beklettiği iki yaşındaki DÜVE’sini yerleştirecekti. Son zamanlarda Yeniceoba belediyesi tarafından görevlendirilen tarla bekçileri, ekinlere kadar yaklaşan ineklerden yakaladıklarının kuyruklarını kesiyorlardı. İbret olsun diye belediye hopörlerinden anons yaparlardı. Altlarında eyersiz bindikleri çelimsiz atlarıyla, dört bir yanda koşturuyor, nöbet tutuyorlardı.
Gündüz vakti millet, ineklerinin peşinden gidemiyor, öylesine salıveriyorlardı mahalle aralarına.Kimse bilinçli olarak ineklerini ekinlere doğru sürmüyordu zaten.
Kuşçalı koyun, keçi, inek tüccarı PISO çıkıp gelseydi, şu ineğini satar, o parayla kurbanlık koç yada koyun alırım düşüncesindeydi Rahme. Kuşçalı Pıso evinin bitişiğindeki tek gözlük evde kasaplık yapardı.Köylerden tek tek topladığı koyun, keçi ve kuzuları besiye koyar, satardı.Bazen Yeniceobaya, kütükşaha, kelhasan köylerine kadar gider, satın aldığı terekeyi besiye koyar , kasap dükkanında satardı. Çoğu veresiye giderdi. Küçük bir cep defterinde liste yapmıştı veresiye et alanların isimlerini. Kendisi gidip alacaklarını toplamaya utanır, oğullarını gönderirdi.Kendiside onların ardından duvarın köşesinden bakar, beklerdi. Tabi çocukları eli boş dönerlerdi. Üstelik Pıso;
__Zavallılar paraları yok besbelli. Olsaydı verirlerdi ! diye hep düşünürdü. Hatta Avrupaya gidenlerin oturumu kolay aldıkları zamanda, kendisi gitmeyi düşünmemiş, parası olmayıp gidemeyenlere, para yardımı yapıp, gönderirdi.Bu bağrı yufkalığı yüzünden iki yakası bir araya gelmemişti.
Uzun zamandan beri Yeniceobaya gidip koyun kuzu alma düşüncesindeydi. Hatta KUŞÇA dağlarında taş ocağı işleten OSİ AVİ KUSIK’tan aldığı üç kamyon taşın parasını verecekti. Besi için yapacağı ahır için , bu taşları satın almıştı. Yeniceobadan taş ocağı işleten üç kişi vardı. Mahmi Kezze ve başka bir yamaçta taş ocağı işleten kardeşi Masti Kezze ve birde Osi Avi Kusık vardı. Pıso, Osi Avi Kusıkı tercih etmiş, üç kamyon taş almıştı ondan.Pıso elindeki besiyi satıp Yenicebada ödemeyi yapacağını söylemişti.
Osi Avi Kusık taş ocağından hariç , KEÇİ besiciliği yapardı. Kendi taş ocağından getirdiği taşlarla kendi eliyle, derme çatma yaptığı ahırda keçilerini beslerdi.
Pıso kurbanın yaklaştığı o günlerde,parayı osi Aveye taş ocağına gidip vermeyi düşünmüş, Celil boğazındaki taş ocağına, eşeğine binip gitmişti. Osi Ave’yi badem ağacının gölgesinde oturur bulmuştu. Parayı teslim etmiş;
__Oso senin keçilerine talibim. Kurban gelmeden gelip almak istiyorum. Pazarlığı keçileri gördüğümde yaparım. Yarın bir gün geleceğim Allah izin verirse!.
__Pıso zaten bende taş işine ara vereceğim!. Keçileri kurbanlık için almaya gelenler oluyor. Evde bulunmak istiyorum. Senide beklerim bu günlerde! deyip aldığı parayı muhtar kasketinin içine koyup, başına kasketi geçirmişti.
Rahme ihtiyarlıyan ineğini kurban edecek, çocuklarına etleri kavurma , SIĞIT yapıp tenekelerde; yıl boyu yemeklerde kullanmak için saklıyacaktı. ‘’Allaha şükür , kimseye muhtaç olmadan , onlara her gün et yediririm’’ diye düşünür, sevinirdi. Bir yandanda tedirgindi. Son zamanlarda tarla bekçileri zalimce, canlı canlı ineklerin kuyruklarını kesip ,evin önüne kadar getirir, birde azarlardı ineğin sahibini.
Ne olur ne olmaz, artık ineği dışarıya salmamayı düşündü. Ama sabahtan beri inek görünürlerde yoktu. Ne yazıkki korktuğu başına gelmişti. Bir akşam üstü üç bekçi altlarında eyersiz ve bakımsız atları olduğu halde zavallı ineği getirmişlerdi.
__Rahme al ineğini!! Milletin ekinlerine salmaktan utanmıyormusunuz!? Kaç defa ikaz ettik!! Laftan anlamayanlara böyle yaparız!. Artık herkes bilecek, senin ineğini ekinlere saldığını!! Deyip dört nala ordan ayrıldılar.Zavallı ineğine telaşla koştu Rahme.Bir yandan ağlıyor, bir yandanda dizlerine vuruyordu. Yüzünü çaresizce tırmaladı....Kurbanlık ineğinin kuyruğunun yarısı yoktu. Zavallı ineğin arka tarafı kanlar içinde kalmıştı. Kuyruktan halen kanlar damlıyordu. Kuyruğuna böceklerin girmemesi için komşulardan kres yağı aldı. Tamda kurbana dek gelmişti. Komşulara , caminin hocasına soruşturdu. Ne yazıkki kuyruğu kesik inek kurbanlık olmazmış fetvasını almıştı.
Yeniceobada bulunan üç kasaba koştu.
__Kurban zamanında kesim yapmıyoruz!. Müşteriler gelmiyor kurban sonrası aylarda! Her kesin kurbanı olduğu için, et almaya kimse gelmiyor. Ama bu kuyruğu kesik ineği veresiye verirsen alabiliriz senden!
__Ben o parayla kurbanlık koyun alacağım! Dediğinde;
__Üzgünüz alım yapmıyoruz bu ayda!, cevabını alınca, Rahme omuzları çökük ayrıldı ordan.
Çaresiz yorgun argın döndü.İki büyük kızını kuyruğu kesik ineklerinin yanında ağlar buldu. Rahme kızlarının kendisini ağlar bulmamaları için dışarda başörtüsünün uçlarıyla gözlerini sildi. Dışarıyı süpürme bahanesiyle, el yapımı uzun süpürgeyi aldı. Hem ağlıyor hem süpürüyordu evin etrafını. Gören bayram geliyor diye evin etrafını süpürüyor sanardı. O gözyaşlarını kızlarından saklamak için öylesine süpürüyordu.
Kurbandan sonra ineği gene kesmeyi düşünüyordu. Ama kurbanı ne yapacaktı. Çocukları üzülecekti. Kurbanlarının olmayışı onların yüreklerine dokunacağını biliyordu.
İçeriye kapandılar.Bayram sabahı mezarlığa gitmeyi düşünüyordu çocuklarını alıp. Ama yapamıyacaktı. Böyle çocukları kurbansız bırakıp, kocası HACOMAR’ın manevi huzurunda durmak ,içinden gelmiyordu.
Kurbanı olmadığını bildikleri halde, kimse ineğine alıcı çıkmamış, o’da akrabalarından,konu komşudan kurbansızlıktan yakınmamıştı.Bir iki hafta sonra , kasaplar dükkanlarını açınca,çocuklarına iki üç kilo et alabilirdi.
Kurbanın dördüncü günüydü.Dışarda çingeneler et topluyorlardı. Rahme onları görmüş;
__Çocuklar kapıyı sakın açmayın. Bize et istemek için gelecekler... Nerden vereceğim........ diye kalan cümleyi tamamlayamamış, hıçkırıkları boğazında kalmıştı.
__Üzülmeyin yavrularım... Bir kaç gün sonra ya ineği keserim yada kasaptan et alırım size... deyip perdeleri çingeneler gelmesin diye çekti. Az sonra;
__Aneeee!! Hayır veeerr anneee! Biraz et ver Allah rızası için!! Kimse yokmuuu!! Anneeeyy!?...
__Moleeee!! Kurban etinden bir parça... Ölmüşlerinizin ruhu içiinn! Rahme bunları duyuyor,ölmüşlerin ruhu dediklerinde hıçkırıklara boğulmuştu, sessizce...Sonunda çingene kadını ve çocukları ümidini kesince komşularına doğru gitmişlerdi.
Kurbanın o son gününde Pıso, Osi Avi Kusıkın evine varmıştı. Baktı Osi Avi Kusık dışarda keçilerini tek tek kesiyor. Bir yandanda;
__Loo Pısooo!! Şapkamın içindeki paraları yediler bu arsız keçiler!! Hangisinin midesinde diye tek tek kesiyorum!! Çabuk gel yardım et !! Pıso şaşırmıştı;
__Ne oldu Osoo!!?
__Yorulmuş, terlenmiştim.. İçinde, senin verdiğin paranın olduğu şapkamı şu taşın üstüne koymuştum!. Kurbanlık keçilerdan arta kalan keçileri hava alsınlar diye dışarıya bırakmıştım!. Nerden bileyim, şapkamın içindeki paraları yemiş biri! Ama hangisi!!?? Deyip kızgınlıkla bir keçiyi ayaklarından yakaladı.
__Gel buraya çow zareee!!Gel buraya sarı gööözz!!. Senin gözlerinden belli, sen yedin!! Deyip yere yatırdı.
__Pıso tut şunu ayağından!! Deyip sağ dizini boynuna basıp hızlıca kesti. Kestiğinin midesine aceleyle bakıp ,paralarını arıyordu.. Ortalık kan gölüne dönmüştü.
__Loo Ossoo!!.Şu kalan iki TEKE’yi, şu kalan iki SAYİS’ı kesme !! Onları bana sat! Aha parasıda peşin! Deyip paralarını sakladığı mendilini çıkardı. Osi Ave kalan son iki tekkeyi ,paraları görünce kesmekten caymıştı.
Pıso, iki tekkeyi birbirinin boynundan bağlayıp,KUŞÇA’ya doğru yayan giderken, geride Osi Ave, kestiği keçilerin midelerinde paralarını aramakla meşguldü.
Tam Rahmenin evinin yanından geçerken, dışarda bağlı ,kuyruğu kesik ineğe gözü çarptı. ‘’Tam kesmelik bir inek’’ diye düşündü. ‘’Vah zavallı, kuyruğunu niye kestiler’’ deyip ordan geçerken Rahmeyi gördü.
Xongeee!! Bacııı bu inek seninmi!?
__Evet ,kurbanlık ineğimdi. Tarla bekçileri kuyruğunu kesince,hocalar kurban olmaz dediler. Kurbansız kaldık bizde!... Pıso Rahmeye acımıştı. Kurbanın son günü ,dördüncü günüydü.
__Xongee!!.. Şu iki tekkeyle takas edelim. Üstünede nakit para veririm. Keçileri kurban edersiniz sizde!...Rahme’nin içi mutlulukla dolmuştu.
__Tamam Xalo. Bize hemende kesermisin!?
__Tabi bociyo mın! Severek kardeşim! Deyip iki tekkeyi Rahmenin evinin önüne sürdü. Rahme telaşla içeri gitti.
__Lele Şaffe!! Lele Affe!! Diye kızlarını çağırdı. Büyük kızı Şafe, annesinin sevincini görünce, merak ve mutlulukla;
__Ne oldu Ayyee!! Diye sordu annesine.
__Şaffe, Affe! Yavrularım... YETİMLERİNDE ALLAHI VAR! Allah bize iki kurban yolladı!. Dualarımız kabul oldu yavrularım.... Çabuk tandırı yakın!.Üstüne ekmek saçı koyun!..
Kızları Şafe ve Afe, sevinçten yalın ayakla dışarı fırladılar. İki tekkeyi görmüşlerdi. Onları tutan Kuşçalı Pıso’yu Allah göndermişti sanki.
__Xonge bıçağı getirin bana!
__Lele Şafeeee, kere binaaa!! Çabuk Xalonuza bıçak getirin! Diye telaş ve mutlulukla kızlarına seslendi. Pıso kendi kendine xis xis güldü bıyık altından.’’Lan Oso istermisin paraların bunların midesinden çıksın...’’
__Xonge bu tekkeleri Osi Avi Kusıktan aldım! Oso , paralarını keçiler yedi diye baktım, tek tek hepsini kesip , midelerine bakıyor!. Bu ikisini elinden zorla kurtardım! Demek sizin nasibinizmiş.. Deyip;
__Allahü ekber,Allahü ekber.Lailahe illalahü vallahü ekber.Allahü ekber ve lillahil hamd.BİSMİLLAHİ ALLAHÜ EKBER! Deyip iki tekkeyi peşpeşe kesmişti.
__Afe, şafe ,çabuk Xalonuza şu etleri saçın üstüne atın! Çocuklarıda çağırın,kurban etini yesinler! Deyip tatlı bir telaşa girmişti.
Az sonra çingene kadınları sökün etti. Rahme büyük bir mutlulukla onlara ölmüşlerin ruhu için, avuç avuç et verdi. Onları mutlu yolcu etti. Ellerini dışardaki çeşmede yıkadı.Pıso tam ineğin boynuzlarına bağlı kendirden tutup ,yola çıkacakken;
__Xolki Pısooo!!. Kurban etinden yiyeceksin, et hazır zaten! Deyip iki yufka ekmeğinin üstüne koyup getirmişti.
__Zahmet ettin xonge. Fazla vaktim yoktu. Rahme iki yufka ekmeği üstüne koyduğu dumanı üstünde tüten kavurmayı pıso’ya uzattı.
__Rahme Allah izin verirse bende senin ineği ,iki ay besiye koyar,kendi kasap dükkanınmda satarım! Deyip bir elinde kendirle ineği çekerken , bir yandanda etleri ağzına atıyordu. Uzaktan uzağa görünen Kuşçanın dağlarına bakıp kendi kendine;
__YETİMLERİNDE ALLAHI VAR...Zavallıların kurbanın son saatlerine kadar kurbanı yoktu..Allaha şükür bana nasip oldu. Beni vesile kıldı...Eee tabi kimsesizlerinde Allahı var... Yüce Rabbim onların dualarını kabul etti. Beni aracı kıldı....Nemlenen gözleriyle batmaya yakın güneşin, solgun turuncu ışıklarına bakıp;
__Şükürler olsun Allahım .. diye kendi kendine mırıldanıyordu..
Rahme tandırda gürül gürül yanan ateşin karşısında, üstünde yufka ekmeği açtıkları tahtanın etrafında çömelmişlerdi. İçeriyi lezzetli bir et kokusu sarmıştı. Yanan ateşin alevlerinin aydınlığı,yetimlerin yüzüne vuruyor, sevinç pırıltıları yüzlerinden okunuyordu.
Tam umutlarını kesmişken, yüce Rableri onların imdadına yetişmiş, yetimlerin duasının kabul olacağını adeta onlara hissettirmiş, göstermişti.
Rahme her ne kadar bu mutlu günlerinde sevinçli görünmek istiyorsada ,gözlerinin nemlenmesine ve içten gelen bir mutlulukla ağlamasına mani olamıyordu.
Kavurmayı yufka ekmeğinin üstüne boca etmişlerdi. Rahme bu sevinç tablosuna dayanamayıp;
__Siz yiye durun yavrularım! Ben iki soğan kesip geliyorum! Deyip yan oda’da sevinç gözyaşları döküyordu. Soğan doğrayıp, çocukların yanına dönünce, onlar;annelerinin yüzündeki yaşları görmüşlerdi.
__Yavrum , soğan kestim, ondan gözlerim yaşardı. Siz yiyin çocuklarım. Rabbim dualarımızı kabul etti... Çocuklar... Yetimlerinde Allahı var... Bizimde Allahımız var...derken sesi titriyordu.
Az sonra pencereye bir el vurdu.
__Anneeeey!! Xayır veer anneeeyy!Biraz et verr!Allah rızası için!!... Bu et toplayan çingenelerin sesiydi.
__Bu et toplayan çingeneler çocuklar... Allaha şükür şimdi etimiz var! Şafe, Afe şu tabağa et koyun verin zavallılara. Babanızın eline değsin.... derken....Hepsinin gözlerinde umut, sevinç ve hüzün okunuyordu....
BIRONGO.
13-OCAK- 2018
CUMARTESİ.
(Umarım beğenirsiniz sevgili öykü sever kardeşlerim)