KANATSIZ MELEKLER

Şimdiki babamın evinin olduğu yukarı mahalleye gelmeden, çarşıya bitişik aşağı mahallede kalırdık bir zaman. Çarşıyla dükkanımızın arası 50 metre ya var ya yoktu. Babam istediği zaman eve uğrar, ayakta bir şeyler atıştırır, yada sürpriz yapar, dükkandan yiyecek bir şeyler alır gelirdi. Dükkanda kimseyi bırakmadığından anında geri dönerdi.
O gün Veysel kardeşim Dünyaya gelmişti. Ben dört yaşımdaydım.. Müjdesini ablam Hale, bir koşuda dükkana varıp babama vermişti. Dönüşte babamın verdiği muj lablabiyi, iki eliyle tuttuğu fistanında, babamın müjdesine verdiği bu üzüm ve sarı leblebiyi, benden iki yaş büyük ablam döne ve komşu çocuklarıyla bölüşmüştük.Haberi duyan komşular, yavaş yavaş sökün etmiş, Base Xolo, elinde tereyağında kızarttığı siyah üzüm tabağını, telleri kopmuş, demir parmaklıkları geniş pencereden uzatmıştı. Ablam Base
içerden elini uzatarak almıştı. Base Xolo;
__Fote , hayırlı olsun, bu üzümleri getirdim. Çabuk ye, kuvvetlen!, demişti. O zamanlar komşular yeni doğum yapanlara, hemen kuvvetli, kan yapıcı yemek yapar, anında getirirlerdi. Komşumuz Ale Hasani, bir tabak GAWOL yapmış, getirmişti. Gawol; una tere yağını karıştırıp kızartılan, ve isteğe göre ortası çukurlaştırılıp pekmez dökülüp yenilen lezzetli bir tatlıydı. Diğer komşumuz Esme Koplen, GERMARUN yapmıştı. Buda kızartılmış un'un üstüne, yanmış tereyağının boca edildiği bir yemekti.
O mahalleye her yaz muntazam gelen ,komşumuz TOLO yaylasında kalan Hacmari Kusıkın evinde kalan fakir bir kadın ve çocukları vardı. Hemen yanı başımızda oldukları için, anneme devamlı gelir, ev işlerinde yardım ederdi. Annem dizlerinden rahatsız olduğu için, onun faydası çok olurdu kendisine. Ona ALE CİRON, komşu kadın Ale derlerdi. O günde annemin hizmetini yapıyor, evi temizliyor, bir iyilik meleği gibi bize mukayet oluyordu. Konu komşu herkes ona maddi manevi yardım ederlerdi.
Yukarı mahalleye sonradan beraber göçüp, ordada komşu olduğumuz Osman Çelikin hanımı Zayne'nin çok kazı vardı. Her kaz kestiğinde, kazın başını bana verirdi. Bir gün onun kaz kestiğine şahit olup, kazın başını istedikten sonra, devamlı kazın başını bana verirdi. Bende kesilmiş başı ucundan tutup anneme getirir;
__Atee, çabuk bunu pişir! derdim. O’da dünya tatlısı bir gülümsemeyle üşenmeden alır, küçük bir broşta pişirirdi. O günde Zayne bir kaz kesmiş, bir tabak dolu kaz eti getirmişti anneme. Ben kaz eti dolu tabağa bakıp ağlamış, illaki kazın başını istemiş, ayağımı yere vurup ağlamıştım. Ale Ciron elinde kaz budu, benim gönlümü yapmak istiyordu.
__ Az kurbon, bunu ye!. Başka sefere kazın başını yersin! diyor, ardım sıra gelmiş , beni kucağına alıp sonunda yedirmişti.
O mahalleden Veysel kardeşim iki aylık olunca, yukarı mahalleye, biten iki katlı evimize göçmüştük. Fote Gıroya, Matke Tebarekeye, Zayne'ye komşu olmuştuk. Ale Ciron, Yeniceobada olduğu sürede, o yaz aylarında yeni evimize gelir, annemi ziyaret ederdi.
İki sene sonra ilkokula başlamıştım. Ablalarım Hale ve Döne elimden tutar, komşu çocuklarıyla beraber, okula gitmeye başlamıştım. Dönüşte annem;
__İsma alo almalo,
Dalole doke xa,
Atkexa kurbono! Der, beni hep bu nakaratla, bu maniyle karşılardı. Halen, halen bu tatlı melodisi kulağımda, hayatım boyunca unutamadım…. Beni uzaklardan gelmişim gibi her seferinde kucaklar, beni öyle karşılardı. Dört kızdan sonra doğduğum için bana'' Dolol'ım'' derdi. Okuldan gelince hemen ablalarıma döner;
__Le le Base, Hale , Döne, çabuk tereyağlı, peynirli iki dürüm yapın lokimına!, diye emir verirdi.
İlkokul üç’e giderken, öğretmenimiz Selahattin Karasakal , sınıfa masal kitapları dağıtmışti. Bana ALADDİN'İN SİHİRLİ LAMBASI düşmüştü. O masal benim ilk okuduğum kitaptı. Ondan çok etkilenmiştim. Lambadan çıkan Cin’in, Aladdinin her dediğini yapması, onu bir yerden başka bir yere götürmesine, onu altınlara boğmasına, çok etkilenmiştim. Kitabı okuduktan sonra bende başladım her eski şeye elimi sürmeye. Ve Allahıma yalvarıp:
__ Allahım ne olur banada sihirli bir şey ver! Diye dua ediyordum. Özellikle ahırda bulunan, asılı eski güğümlere, çıngıllara elimi sürtüyordum, belki sihirlidir diye . Bu eskilerden medet umuyordum. Hatta parmaklarımla kazımadığım paslı pencere demirleri kalmamıştı. Ama umutla bu arayışım hep devam eder, sihirli bir şey bulacağımdan emindim sanki.
Okulda , o günlerde el üstünde gitmek, popüler olmuştu. Beden eğitimi öğretmeni Süleyman Şaşmaz el üstünde okul bahçesinde yürüyünce, herkeste bir heves uyanmıştı. Bende büyük bir hevesle amuda kalkıyor, başımdan aşağı dökülen siyah okul önlüğüne aldırmadan, habire düşe kalka , el üstünde yürümeye çalışırdım.
İki katlı evimizin ikinci katına çıkan tahta merdivenlerin yan tarafında , boylu boyunca tahtadan parmaklıklar vardı. Çocukların düşmemesi için ,yuvarlak desenli parmaklıklar yapılmıştı. Ben iki elimle bu tahtaları kavramış, ayaklarımı yukarı kaldırıp amuda kalkmıştım. Başım aşağıda ,ayaklarım yukarda epey durmuştum. Birden ağırlığım ön tarafa kayınca, ellerim çözülüp aşağıya , takla atıp , yüz üstü , aşağı inen merdivenlere düşmüştüm. O gürültüye annem feryat etmiş, ablalarım ve komşular bu sese koşturmuşlardı. Bereket yüzüme, başıma bir şey olmamış,göğüs tarafım korkunç ağrıyordu.Annem;
__Az kurbon, az kurbon! Diyerek bağrına basmış, öylecene, ağlamam kesilene kadar, beni şevkatli kollarıyle sarmıştı. Ben teskin olunca, bana dikkatlice bakmış, gözlerindeki yaşları görmüştüm. Aceleyle fanilamı kaldırdığında, sıyrılmış göğsümü ve kaburgalarımı görünce, hemen alt kattaki odaya bir yatak sermiş, babamı çağırtmıştı dükkandan. Çok geçmeden tandırda ateş yakıp, elinde tuttuğu bir avuç tuzu başıma, göğsüme omuzlarıma sürüp, bir yandanda dua ediyordu. Sırasıyle kardeşlerimin başına , omuzlarına avucunda tuttuğu tuzla dua ediyor, en sonunda yanan tandıra atmıştı tuzu.Ateşte yanıp keskin sesler çıkaran tuza, annemin duaları karışıyor;
__Çow bıbırjın, çow bıbırjın! Kem gözlerde böyle kızarsın inşaallah! diye dua ediyordu.
Annem nazardan çok korkardı. Başka mahalleden gelen olursa, dışarda oynıyan erkek çocuklarını toplar bir odada saklardı. Onlar gidene kadar sesimizi çıkarmamamızı isterdi.
__ Onların gözleri kuvvetlidir. Sonra gidip''Bu mahallenin çok erkek çocukları var!'' diye yayarlar! diyordu.
Bu düşmemi annem, nazara bağlamıştı. Sürekli yanımda oturuyor, ıslak bir mendili alnıma koymuş; kah bana su getiriyor, kah bana yumurta kızartıyor, meyve soyuyordu. Geceleri yanımda bağdaş kurmuş, beni bekler buluyordum. Karanlıktan korktuğum o gecelerde adeta bana ışık, nur olurdu. ''Acıktım!'' dediğimde, şevkatli elleriyle illaki bir şeyler uzatırdı. Her gözümü araladığımda , başında siyah ŞOR’ı, beyaz KITON’ı, gülümseyen Attemi görürdüm.Ve duyduğum kelimesi ’’ Az kurbon!'' olurdu. Bir gece yarısı uyanıp Atee!! dediğimde onu bulmuştum yanımda. Uyukluyor ama uzanıp yatmıyordu.
__ Ee .çiye az kurbon! Dediğinde;
__Su istiyorum! demiştim. Hemen sürahiye su koymuş, bir elini başımın altına koyup kaldırmış, diğer eliyle bana su içirmişti. Göğsümdeki ağrılar hafiflemiş, artık yatakta oturabiliyordum. Bir iyilik meleği olmuştu annem yanımda. Adeta KANATSIZ MELEK’ ti yanımda. Sanki Allahım bana hizmet için, gökten yere indirmişti .
Bende illaki Aladdinin sihirli lambasını istemiş, günlerce sihirden medet ummuştum. O, Aladdinin ne olduğu belirsiz çirkin Cinini beklemiştim . Ya bir gün çıka gelseydi ne olacaktı! Ya çirkin yüzünü görecek, bayılacak, yada korkudan ölecektim. Annem varken, o kanatsız melek varken, cinlerden, sihirli şeylerden medet ummuştum. Suyu içince bunları düşünmüş;
__Atee ! Ate hadi uyu , ben iyiyim! dediğimde;
__Az kurbon, sen uyu, benim uykum yok ! demişti. Ben ona sarılmış, kaftanında çarpan yüreğinin sesini duyarak, o sıcak anne bağrında huzurla uyumuştum.
Artık iyileşmeye yüz tuttuğum günlerdi. İyilik meleği anneme;
__Attee!! Ben iyi oldum, artık yanımdan gidebilirsin! dediğimde, ’’ Az kurbon! ’’ demiş, gülümsemiş, neşeyle dolmuştu. Bana dönerek;
__İsma alo almalo,
Dalole dokexa,
Atkexa kurbono! demiş, elimden tutup, yan komşumuz Kadir Bilenin, bacasından duman tüten, tandırlı küçük xoni işo’ya götürmüştü. Komşumuz Nure yufka ekmeği yapıyordu. Annemin evden getirdiği çökelekle bana katma yapmıştı.Annem sıcak kotmaya tere yağı sürmüş, bana iki tane yedirmişti.
O akşam artık yanlız başıma uyumuştum. Onun huzur veren varlığıyle, güvenle uyumuştum. Benim sihrimde, lambamda, benim kanatsız meleğim annemdir, diye düşünmüş, huzurla uyumuştum.
1968 senesiydi. O akşam Yeniceobada şiddetli bir deprem olmuştu. O gece büyük bir gürültüyle herkes uyanmıştı. Saat 03 sularıydı. Yeniceobada kıyamet kopmuştu sanki. Hepimiz korkuyle uyanmış, ablalarım merdivenlerden aşağı kendilerini zorla dışarı atmışlardı. Annemin sesi yankılanıyordu karanlıkta;
__Lo lo Haco!! diyordu babama, gel çocukları al! diye bağırıyordu. Aşağı inmedi, beni karanlıkta bulduğu gibi kucaklamış ve bir eliylede Veysel kardeşimi tutuyor, aşağı doğru sürüklüyordu. O karanlık dehşetli gecede ev beşik gibi sallanırken, o iyilik meleği annem feryat ediyor, isimlerimizi tek tek söyleyip bizi çağırıyordu.
__Lo lo Veysel!, Lo lo İsok, kaçe Base, Hale!! Koşun , kalkın sesi yükseliyordu. En sonunda hepimizi aşağı indirmiş, iki elleriyle Ablam Döneyi ve kardeşlerimi sarmış, dualar ediyordu. Birden Annem;
__Weyyyy! Raşemın tuna, Ko raşemin. Benim sevgili kara oğlanım yok!! İsok nerde!! diye sitemle babama seslenmişti. Annem bizi bırakıp , halen artçı sarsıntılarla sallanan eve dalmıştı. İshak kardeşim içerde, daha halen uyuyordu. Hepimiz şaşkın bakışlarla onun ardından baka kalmıştık. Biraz sonra annem, kucağında etrafına şaşkın şaşkın bakan İshak kardeşim olduğu halde çıkıp gelmişti.
__ Haco !, Haco tut raşomı!! derken sesi titriyor, sevinç gözyaşları döküyordu.
Az sonra TAVN’la kendi elleriyle yaptığı CIL’ı yere sermiş, hepimiz birbirimize sarılmış oturuyorduk. Bütün komşular dışarda, bütün Yeniceoba ayaktaydı. Annem şefkatli kollarıyle bizi sarmış, onun kanatları altında uyuyan civcivler gibi, üstümüze attığı yorganın altında, artçı sarsıntıları duyuyor, korkuyle ona sarılmıştık.
Şiddetli bir rüzgar çıkmış, etrafta olan tek tük ağaçların dalları kırılmıştı. Bazı evlerin çatılarının uçtuğunu haber almıştık. Herkes dua ediyor, dışarda namaza duranlar olmuştu.
Sabahın ilk ışıklarıyle tehlikenin büyüklüğü gözler önüne serilmişti. Ne büyük bir tehlike atlatıldığını herkes anlamıştı. Kerpiçli evlerin çoğu yıkılmış, ama can kaybı olmamıştı. Annemin devamlı ’’ Az kurbon’’! deyip bizi sardığını, onun ıslak gözlerindeki şefkati görür, annelerin en büyük lütuf olduğunu, Rabbimin KANATSIZ MELEKLER’i olduğunu anlıyordum. O günün sabahında bir SELA sesi duyulur. Herkes kulak kabartmış, selanın bitmesini bekliyordu. Aşağı mahalleden, eski evimize yakın Camiden ilk anons yapılınca, o mahalleden birinin öldüğünü, herkes anlamıştı. Az sonra Laz Lütfü Hoca caminin hopörlerinden sesleniyordu
__Dikkat !! Dikkat!!. Yeniceobaya yerleşen kardeşlerimizden, ALE CİRON vefat etmiştir. Allah rahmet eylesin !! dediğinde annem feryat etmiş, hemen ablalarıma dönüp;
__Le le Zaxe, Base, Hale Döne!! İsmoil, İsok, Veysel size emanet! Ben çabuk dönerim! demiş, kardeşi gibi sevdiği Ale Cirona gidiyordu.
O fırtınalı gecede çarşıda bulunan elektrik direkleri yere düşmüştü. Ale Ciron o zifiri karanlıkta, depremin olduğu saatlerde, yere düşen elektrik kablosuna çıplak ayakla basmış, elektrik çarpmıştı. Zavallı anında vefat etmişti.’’ Ayakalarında lastik olsaydı elektrik çarpmazdı! ’’diyordu millet.
Annem hızlıca olay yerine gitmişti. Bir kaç saat geçmesine rağmen annem gelmemişti. İshak ve Veysel kardeşlerimin ellerinden tutup, çarşıya kadar uzanan yola, çarşıya yakın yere kadar uzanan o yola üçümüz bakıyorduk. Annemizin dönüşünü ordan görecektik. Hafif yağmur çiseliyordu. Komşumuz Ehmadi Bekteşın oğlu Haco, şakadanmıydı bilinmez;
__Eeooo, İsmoil, Ate ta ne ki!. Annen bir daha gelmiyecek ! dediğinde;
__Hayır! O gelecek! diye, sertçe söylediğim kelimeler dökülmüştü ağzımdan. Boğazım yanıyordu sanki için, için… Hayır ! gelecek, bizi bırakmaz, o bizi bırakıp hiç bir yere gitmez!.. demiştim sesim titreyerek. Haco devamla;
__Çünkü o ölen kadın onu götürecek! deyip kaçmıştı. Ben, İshak ve veysel kardeşimin başını ellerimle kendime çektim. Onların titreyen dudaklarıyla ağlamaklı Atee!! Atee gelmiyecekmi? dediklerinde, abi gibi davranmış, ıslanmış gözlerimi onlardan kaçırarak;
__Hayır!! Ate gelecek! Ağlamayın o bizi bırakmazki!!, diyordum. Ablam Döne bizim yağmur altında durduğumuzu görünce uzaktan;
__Lo Lo İsmoyiill!!, gelin, Walla Ate gelecek! Lo Lo ıslanıyorsunuz!, çabuk geliiinn!! Dediğinde umursamamış, o gelmeden ayrılmak istemiyorduk. Az sonra ablam Döne ve Hale yanımıza gelmiş, bizi götürmek için omuzlarımızdan tutunca , kımıldamamıştık. Gözlerimiz uzaktan görünen Ömari Hacinin çatılı, büyük ahırının yanından geçen o yola bakıyorduk. Annemin o köşeden çıkacağını, ordan görünmesini bekliyorduk. Komşumuz Zayne bizim annemizin ardından baka kaldığımızı görünce;
__Le le Hale, Döne!! Bunlarda annelerine fazla düşkün. Fote Hacilari , Allah göstermesin bir gün ölürse bunlar ne yapacak! Dediğinde Ablalarım;
__Xode naka Zayne! Allah göstermesin Zayne! diyorlardı. Hacoy Ehmadi Bekteşın lafları kulağımda yankılanıyordu hala.
__ O ölen kadın anneni götürecek! O gelmiyecek! Lafını düşünüyor, boğazım, tutmaya çalıştığım hıçkırıklarla dolu, umutla beklemiştim. Birden kardeşim İshak;
_-Atee teyyeee!! Atee teyyee!!. Bak annem geliyooorr!! Dediğinde oraya hep birden sevinerek bakmıştık. İki elini önünde kavuşturmuş, matem havasında geliyordu. Ablam Döne;
__ Bak ate geliyor, hadi içeriye ! deyince kımıldamamış, o gelmeden gitmiyecektik. Az sonra o’da bizi farkedip, uzaktan kollarını açınca, üçümüz ona doğru koşuyorduk. İshak Veysel ve ben , Ateee! Atee! deyip koşuyorduk.Zaynenin evinin önünden geçen o yolda sevgi yumağı olmuştuk. Annem;
__Weeee!! Az kurbooon , sizi bırakıp gidermiyim, az kurbon sizi bırakıp nereye gideceğim! demiş ,bizi kollarıyle sıkıca sarmıştı.Ablalarım ve Zayne bize uzaktan bakıyorlardı.
O ,sözünü tutmamış, tam iki yıl sonra bizi bırakıp gitmişti.Kırmızı gelinciklerin boy boy kendilerini gösterdiği, bademlerin pembe çiçeklerini açtığı bir zamanda ...sözünü tutamamıştı... O çok sevdiği kırmızı gelinciklerden bir buket yapıp, vereceğim diye düşündüğüm bir günde; ellerimde yakın tarlalardan topladığım bir buket gelincikle, yanlız başıma kalakalmıştım. Bizi apansız bıraktı o KANATSIZ MELEK. Sanki görevi bitmişti o iyilk meleğinin.. Uçup gitmişti…….. Rabbimin yanına…. O gün bu gün ,onun o beyaz kıtonlı, o güleç, gülümseyen yüzünü düşünürüm... Daha dün gibi, daha dün yanımdaymış gibi onu yaşlı gözlerle ararım….. ararım…. Ama o dönmedi… O dönmedi gittiği yerden…O kanatsız melekler, çocukların iyilik melekleri bir gittimi ,gelmiyorlarmış gittikleri yerlerden…….
BIRONGO.
04-04-2020
(Umarım beğenirsiniz,sevgili öykü sever kardeşlerim)