Duvara ve Sıraya Kazınan Aşklara Psikolojik Bakış

Bu ilk yazımla sizlerle birlikte olabildiğim için çok mutluyum değerli hemşerilerim. Hafta sonu malumunuz Yükseköğretime Geçiş Sınavı vardı ve değerli kardeşlerimiz bu sınavda ter döktüler. Bu sınavda yaşadığım bir olaydan dolayı aklıma gelen bir konu hakkında sizlerle bir deneme yazımı paylaşmak istiyorum.

Sınavda sıkılıp sınıfın arka tarafına geçip duvarlardaki yazılara bakmak istedim. Üniversite öğrencileri acaba devletin bütün uğraşlarıyla yaptırıp sonra da boyadığı duvarlarına acaba bu kadar önemli ne yazmış olabilirler diye düşündüm ve merakla yazıyı okudum.

“Ferhat ♥ N”

Yukarıda görmüş olduğunuz aşk sözcüklerini dökmüş genç aşığımız. Ancak burada tartışılması gereken en önemli sorulardan birisi, gerçekten bu “N” kim ve bu duvarla “N” arasında nasıl bir yakınlık var ki Ferhat arkadaşımız bunu getirip arkadaki bu masum duvara yazmış? Meslek gereği sadece olaylara tek bir nedenden bakamıyorum. Bundan dolayı ayrıca Ferhat’ın psikolojik manada incelenmesi gerektiği de düşünülebilir. Ferhat’ın bir regresyon (gerileme) davranışı göstererek en ilkel atalarının davranışlarını sergilediği de söylenebilir. Gerileme bireylerin kaygı durumlarıyla başa çıkmak amacıyla kendilerini korumak amacıyla geliştirmiş oldukları bir savunma mekanizmasıdır. Örnek vermek gerekirse 4 yaşında tuvalet eğitimini almış bir çocuğun yeni bir kardeşi olduğunda tekrar altına kaçırmaya başlaması bir gerilemek örneğidir.

Çünkü ilkel toplumlarda kağıt yoktu, kalem yoktu, bilgisayar, telefon, ya da sosyal medya araçları yoktu. İnsanlar dertlerini mağara duvarlarına çizerek anlatıyorlardı. Bu bir ihtiyaçtır. Yani bireylerin sorunlarını, içindeki acılarını, sevinçlerini, mutluluklarını paylaşmaları bir ihtiyaçtır. Bu ihtiyacı ilkel çağlarda gidermek, konuşma ve yazı dili gibi durumların henüz icat edilmediğinden dolayı biraz zor olmuş olabilir. Bunu da mağaralarının duvarlarına çizimler yaparak gidermiş olabilirler. Ancak benim merak ettiğim, Ferhat gibi bir üniversite öğrencisi nasıl bir travma geçirmiştir de böylesine bir regresyon (gerileme) yaşamıştır.

“Aşk da insan da bir gerileme yaratır mı? Yaratıyorsa eğer bu kadar ağır bir gerileme, yani ilk atalarımıza kadar mı gerileriz?”

Ferhat’ın bu ilkel ama romantik ilan-ı aşkı bana, dokuzuncu sınıftayken arka sırada sıranın üzerine kazınmış kelimeler yüzünden matematik hocasından yediğim azarı hatırlattı. Dersten o kadar sıkılmıştım ki sıranın üzerine kazınmış yazıların üzerinden kalemimle geçiyordum. O esnada hoca geldi ve “sen ne nankör bir herifsin, devlet sana sıra vermiş, kalem vermiş, yetmezmiş gibi bir de hoca göndermiş, ama sen dersi dinlemek yerine devletin malına zarar veriyorsun” şeklinde gelişim özelliğime uyan(!) bir şekilde ve gerçekten bunu yapan olsam kesinlikle bu işi bir meslek haline getirmeme neden olacak bir azarlama yöntemi seçmişti.

“Hocam ben kazıma…” demeye çalışırken, aslında hocanın da en az yukarıdaki Ferhat kadar ilkel biri olduğunu düşüneceğim bir şekilde bana tekrar geri dönütte bulunmuştu.

“Kes, bir de cevap veriyor adi herif” dedi. O andan itibaren bir eğitimci nasıl olunmaz ile ilgili fikirlerim oluşmaya başlamış ve zaten psikolojik danışma ve rehberlik okumaya karar vermiş olmama rağmen bu kararımı iyice perçinlemişti.

Evet bazen, aşk Ferhat’ın dağları delmesine gerek kalmadan başka bir Ferhat tarafından alelade, günahsız bir davara kazınabilirken, bazen de başka bir öğrenciyi hayattan koparmaya neden olabilecek bir sebep ortaya çıkarabilir. Her iki durumda da hatalar olabilir. Hataları matematik öğretmenim gibi çözüm yerine daha büyük sorunlar ortaya çıkaracak şekilde çözmeye çalışmak sanırım biz de bir gelenek olabilir.

Aşkı yıkıcı değil yapıcı bir güce dönüştürebilirsek var olabiliriz. Ferhat’ı görsem şunu sorardım, belki sizler de sorardınız:

“N” gerçekten aşkına cevap verdi mi? Boşu boşuna mı karalandı o duvar?

Not:  Hayatın bir sınav olduğunu unutmamak kaydıyla YGS’ye giren tüm kardeşlerime geçmiş olsun.