KİLİMDEKİ GÖZYAŞLARI
Atmışlı yılların sonlarında, komşumuz Fote Gıro, tezkereyi almış oğlu Necatiyi bekliyordu. Herkes onlarda toplanmış, bazen başındaki beyaz kıton’ın uçlarıyle gözünü silen ona;
__Şükür tezkereyi almış, hele birde gül. Zaten otobüslerin gelmesine ne kaldı Fote!, deyince, Fote Gıro’da;
__Tabi şükür elhamdülillah! Deyip zoraki gülmeye çalışıyordu.
Nihayet gelişlerini duyurmak için otobüslerin sahipleri uzun uzun kornaya basınca, annemde beni elimden tutup Fote Gıro'nun evine götürmüştü. Çok geçmeden Necati elinde bir bavulla gelince sevgi yumağı olmuşlardı evin önünde.Anneler hevesliydi o zamanlar ,çocuklarının biran önce büyümelerini istiyorlardı sanki. Annemde Necatinin verdiği , üstünde '' ASKER'' yazan sigara paketini verip;
__Al oğlum şunu yak. Herkes görsün ne kadar büyümüş benim oğlum! Deyip birinin ucu yanık ve içinde 9 tane daha olan paketi verdi. Bende sigaraların biri bitmeye yakın öbürüyle yakıp, mahallede dolaşıyordum.. Annem bana bakıp keyifleniyor, ve benim biran önce babamla beraber dükkana gidip , alışverişi öğrenmemi istiyordu.Bu yüzden sabahları beni uykudan kaldırır, babamla beni dükkanımıza yollar, benim biran önce dükkanı yanlız başıma açmamı istiyordu.Bir gün babama ;
__Haco, bu gün oğlum dükkanı açsın, anahtarı veriyorum ona! Deyip beni dükkana uğurladı. Ve çok geçmeden dükkanı kapama işinide yapmamı istiyordu. Dükkanı kapatıp geldiğimde büyük bir mutlulukla sarılır;
__Az kurbon !, Büyümüş lele!. Dükkanı açıyor, hemde kapatıyor gundoo!!deyip sevinçle beni öperdi.
Dükkan kapatmada zor olan bir şey yoktuda;gelişte yol üstü Hasi Toze'nin köpeğini geçene kadar korkudan ölürdüm.Yolun kenarından uzanan havlunun üstünde hep oturup yola bakardı. Gelişimde illaki yerden taşları alır ona savururdum uzaktan. Avlu'dan arsalarına kaçmasını sağlardım böylelikle. O tekrar avluya çıkmadan hızlıca ordan koşardım. Gene bir akşam üstü dükkanı kapatıyordum.Ceplerimi dükkandaki patateslerle doldurdum. Çünkü havluda duran köpek gene bekliyor olmalı, diye düşündüm.Amacım patatesleri taş gibi kullanmaktı. Çünkü her zaman taş bulunmuyordu orda. Son bir kaç sefer öyle yaptığım gibi, bütün ceplerimi patateslerle doldurdum. Ve bu bana cesaret veriyordu. Hatta bostanları ekme zamanında epey patates toplarsınız diye söylemeyi düşünüyordum Hasi Tozenin oğlu Haco’ya. Köpeği geçince yol kenarındaki Tolo yaylasında oturan Ape Mahmadi Bıre’nin sesi gelirdi illaki. Açık olan pencereden gür sesi gelirdi. İstiklal savaşına katıldığı için, herkes her gün onu dinlemeye gelirlerdi. O’da kulakları az duyduğu için bağırarak anlatırdı anılarını.Bazen babamla ordan geçerken durur, yol üstü dinlerdik.Herkes ona ihtiyar olmasından APE MAHMAT derdi.Baba annemle amca çocuklarıydı. Ve ablam ZAXE onun torunu Mahmut’la yeni evlenmişti. TOLO yaylasında kalıyorlardı.Genellikle kış aylarında Yeniceobaya yerleşirlerdi. Ablam düğün sonrası Tolo yaylasına gitmişti. Ablamı özlüyor, Tolo yaylasına giden iki otobüs olduğu için, devamlı gitmek isterdim.Babamda dükkanda sattığı eşarplardan iki üç kutu verir, orda satmamı isterdi. Bazende sakız kutusunuda verirdi yanında. Ablam konu komşuya eşarpları satar,
veresiye gidenleride yazardı.
Mahmut eniştenin babası, Mahmi Mahmadi Bıre, beni yeni doğmuş taylarına götürür, bu sevimli minik tayı severdim. Ahırda bağlı olan annesinden uzak bir köşede onu öper, sarılırdım boynuna. Annem hemen ertesi gün beni geri göndermesi için, Mahmo amcayı sık sık tenbihlerdi. O'da sabah erkenden, Tolo yaylasının iki otobüsünden biriyle yollardı.
Artık dükkana gitme yerine, beni tay’ın özlemi çekiyor, soluğu otobüslerin yanında alıyor, küçük kahve renkli tayımı görmeye gidiyordum. Çoğu zaman izin almadan gidince, annemden hep azar işitirdim.
Annem o günlerde, her yıl yaptığı gibi TAVN dediğimiz kilim yapıyordu. Yere çaktığı kısa dilmelere ipleri bağlıyor, yolluk ve bazende ince uzun kilimler yapardı. Her Tavna oturduğunda devamlı ağıtlar yakardı kendi kendine. Bazende yemek yaparken onu hep gözü yaşlı bulur, üzülürdüm için için…Dikkat ettim hep MAHMOM! Derdi. Lokemın Mahmo! Oğlum Mahmo! deyip, başörüsüyle gözlerini silerdi.Ben pek anlamaz ve sormazdım. Ama ona bakarak kalbim acı duyardı.
__Lo lo Mahme mın loho! (Oğlum Memedim!)
Şaş mani jı doke xa moho! (altı aylıkken kopardılar seni benden)
Ve kasım tı ta nogema, (Kimsesizim, sana yetişemedim)
Pı tanema ve ta nohema! ( Yanlızım, sensiz yapamadım)
Yod bum, lokemın mın jı bire mın nore,(Yad oldum, yavrum aklımdan çıkmaz)
Umudemın, havesemın ovtına çole.( Umutlarımı, heveslerimi attılar çöllere)
Çand solen estırko tıkıma xore ( Yıllardır gözyaşlarımı dökerim)
Yodbum, dılemın jı e gund tıkore! ( Yad oldum, köyümde kalanlardan olamadım)
Onun yanından sessizce ve hüzünle ayrılır ve çocuk kalbimle Mahmo kim? Diye düşünmeden edemezdim. Ama illaki bir gün Mahmut eniştemin babasına sormalıyım diye düşünmüştüm.Anneme sorma cesaretini kendimde bulamıyordum.
Annemin babasının mesleği kuyu kazmaktı. Civar köyler, taa KULU taraflarından onu kuyu kazması için gelir, götürürlerdi Kuşça köyünden. O zamanlar çeşmeler pek olmadığı için, kuyu kazma işi çok popülerdi. Lakabıda ’’Kuyu’cu Masto'ydu’’. Soya çekimmiydi ne; benide kuyu kazma isteği hep sarardı ..Arkadaşlarla oynarken, yere bileğimizin sığacağı şekilde küçük kuyular kazardım. İçine su koyar ve küçük ilaç şişelerinin boğazına ip bağlardık. Kazdığımız minik kuyulara sarkıtır, doldurup geri çekerdik. Hatta ipi bitmiş makaralarıda çıkrık niyetine kullanır, bundan zevk duyardık. Ama git gide bu kuyu kazma işi bende bir takıntı olmuş, artık keserle ve kürekle büyük kuyular kazmaya başlamıştım.. Babam bunu duyunca, kazdığım kuyuları çok geçmeden toprakla doldururdu.
__Bir daha kazma! İçine düşer, ölürsünüz! Diye kızar, azarlardı. Ama ben o'nu dinlemez, gene kazma isteği beni sarardı.
Babam Konya’ya mal almaya gittiğinde dükkan için, ben bunu fırsat bilip oldukça büyük bir kuyu kazmıştım. İçine girince dışarıyı göremiyecek derinlikte olmuştu. Bir yandanda , babamın kızacağını biliyor, annemden, babamın kuyu’yu toprakla doldurmamasını, ona unutmadan söylemesini tenbihliyordum. Az sonra yağmur yağmaya başlamıştı. Gittikçe şiddetlendi ve herkes içeriye kaçmıştı. Bardaktan boşanırcasına yağmur yağıyordu. Evimizin arkasındaki ÖZ’lerde , bulanık sel suları coşkunca akıyordu.Büyük büyük taşlar sele kapılıyordu. Eyvah!!. Benim kazdığım kuyu?!. O’da suların altında kalmıştı.
Yağmurun hızı çok geçmeden kesilmiş, ortalığı hoş kokulu yağmur ve toprak kokusu sarmıştı. Bu tekerlek sesleri!..Gene siyah küçük boylu atlarıyle tanıdık, Kulu taraflarından gelen ÇERÇİ çıka gelmişti.
__Hemşeriii!!. Buraya geeel! Diye onu çağırdım. Mahalle çocukları toplanmaya başlamışlardı gene. Çerçi evimize yaklaşıyordu. Kimsenin kazdığım kuyudan haberi yoktu. Ve bende unutmuştum. Tam ordan geçerken , arabanın arka tekerleği kuyuya girmişti.. Atlar büyük bir panik içinde kişnemiş, yarı şaha kalkmışlardı. Çerçi amca yarı ağlamaklı feryat ediyor;
__Ekmek teknem!!. Mahfoldum!. Mahfoldum ! diye bağırıyordu.Ben, annemin kızacağından korkarak ve babam gelmeden TOLO yaylasına kaçmayı düşünerek ordan habersizce, soluğu çarşıda almıştım.Mahmi Bode’nin veya Şexi Teyyirin otobüslerinden birine binecektim. İkiside tolo yaylasında kalıyorlardı.. Az sonra Mahmi Bode’nin otobüsü gelmişti.Ablamın evinden uzak dururdu. Ama illaki beni birileri oraya götürür diye düşündüm.Çünkü yol üstü köpekler vardı. Birden eniştemin babası Mahmi Mahmadi bıre'yi gördüm. Yüreğim sevinçle doldu. Beraber gidecektim onunla. Beni görünce , tay için gene gideceğimi anlamış, elimden tutarak beraber otobüse binmiştik. Ama ona çerçinin at arabasından hiç bahsetmedim. Tayı görmek için gideceğimi söylemiştim sadece.
Yolda, annemden habersiz evden çıktığım için huzursuzdum.Onun beni arayıp ağlayacağından dolayıda tedirgindim. Zaten o, tavn yaparken hep ağlardı, o ağıtları söyleye söyleye. Artık Annemin'' Mahmo!...'' diyerek ağlamasını soracaktım Memet amcaya.
__Xalo! Annem bazen ağlıyarak hep;
__Lo loho Mahme mın loho!
Şaş mani jı doke xa moho!, diye ağıtlar yakıyor!. Kim bu Mahmo! Diye sorunca, Memet amcanın yüzünü hüzünle karışık bir gülümseme almıştı.
__Sen bilmiyormusun? Diye sorunca;
__Valla bilmiyorum, kim!? Diye merakla sorunca;
__Mahmo senin kardeşin. Annenle baban evleneceğinde ikisininde birer oğlu vardı. Annen Fote Hacilari Kuşça'dan Yeniceobaya gelin gelince, 6 aylık olan oğlu Mahmeyi vermemişlerdi ona kayın babası giller. Ben şaşkınlıkla bakarken;
__Çünkü senin annenin ilk kocası askerde öldüğünde, henüz yeni doğmuş bir oğlu vardı. Dayın Ali Masto, kardeşi Foteyi, yani senin anneni yanına almışlardı.Çocuğuda vermemişlerdi onlara.Bu arada senin babanında ilk karısı ölmüş ;ondan'da yadigar bir yaşında oğlu kalmıştı. Kader onları böyle birleştirdi. Annen Yeniceobaya gelin geldiğinde, çocuğunu ondan koparmışlar, çocuk annesini tanımadan ondan ayırmayı düşünmüşlerdi. Annenin ağıt yakması,’’ Mahme mın ’’ demesi ordan geliyor, yavrum İsmailim! Deyip sulanmış gözlerle bana bakıp anlatmıştı.
Demek annemin hep hüzünlü gözlerle uzaklara bakıp dalması, hep üzüntülü olması bundandı. Yavruların yeri, anaların yanıyken, onu annesinden koparmışlardı.Onlar töreyi düşünmüşlerdi. Geleceklerini, tarla tapanlarını düşünüp, annemin ilk yavrusunu altı aylılkken daha, ondan ayırmışlardı.
__Xalo ! Yavruların yeri annelerinin yanı değilmi!? Diye hüzünle sorunca, Memet amca ağlamaklı olmuş, dudakları titreyerek uzaklara bakıp cevap verememişti.
Bu gelişte otobüsün camından tarlalara, tarla kuşlarına bakmamıştım. Yüreğimde ,annemin acısını sanki hissediyordum..
Memet amca bana dönerek;
_Annen acılarını, hayallerini hep kilime motif yaptı. Hısım olduğumuzda bana kendi yaptığı bir kilim vermişti. Eve varınca sana kilimi çıkarıp anlatırım o motiflerin anlamını.KİLİMDEKİ GÖZYAŞLARI motifini mavi ipliklerle nakşetti.'' diye anlatınca bir an önce annemin yaptığı kilimi görmek heyecanıyla dolmuştum.
Az sonra İhtiyar Ape Mahmadın yanındaydım. Oğlu Memet amca ona bir kilo tütün almıştı Yeniceobadan , onu vermişti.
__Vay oğlum İsmail gelmiş!. Hadi , deden için bir el üstünde yürü bakayım! Deyince, bende amuda kalkmış, bir iki adım ellerimin üstünde yürümüştüm. O’da büyük bir şaşkınlıkla güler;
__Gel seni bir öpeyim der, beni sevgiyle sarardı. Mehmet amca
, hanımı KINE'ye;
_Fote Hacilarinin bana hediyesi kilimi getirirmisin, oğluma motifleri göstereceğim!... deyince Kıne teyze çeyiz sandığından kilimi alıp getirmişti.Memet amca kilimi yere serdi.
_Bak şu kahve renkli motifler annenin köyü KUŞÇA'nın sıra dağlarıdır.Dağın ardındaki güneş motifi...Annenden ayırdıkları kardeşin Mahmo, mavi renkler, yukardan yağmur misali görünenler annenin gözyaşlarıdır... Hepimiz duygulanmıştık. Daha fazla duramadım.Gözyaşlarımı göstermemek için dışarı çıktım. Yeniceoba tarafına hep baktım. Şimdiden annemi özlemiştim sanki...Epey sonra
soluğu tayımın yanında almıştım. Mehmet amca iki atını ahırdan çıkarmış, hemen yakın olan OMARO köyünün yaylası BAZARÖZÜ’ne gideceğini söylüyordu.Sevgili minik tayım annesinin ardından bakarken, onu tutup gitmemesi için mukayet olmuştum. O’da annesine doğru hamle yapmak istiyor ama ben onu boynundan sıkıca tutmuştum. Memet amcanın oğlu Bekir gelip bana;
__İsmail bak çerçi geliyor, gel ondan dut ve muj lablabi alalım! Dedi.. Tayın gözlerinden öperek onu ahıra götürüp, orda bıraktık. Ahırın kapısını kapatarak çerçiye doğru koştuk. Hiiii!! diye şaşkınlıkla baktım . Uzaktan yavaş yavaş gelen bu çerçi tanıdık çerçiydi.Benim kazdığım kuyuya arabasının tekerleği batan o çerçiydi.
Az sonra yanımıza gelen Memet amca çerçiye;
__Gel çerçi seninle alış veriş yapalım. At arabasına koşulu, oldukça heybetli duran atlarını göstererek;
__Benim bu atlarla, senin bu ufak siyah atlarını takas edelim! Deyince, çerçi elindeki sigaradan derin bir nefes çekip, yarı kısık gözlerle;
__Üstüne bir şeyler istemiyeceksin ama ! deyince, Memet amca çerçiyle el ele tutuşmuş, pazarlık için sallıyorlardı.. Sonunda anlaşmışlar, atlar takas edilmişti.
_ Aman Allahım!! Deyip ürpermiştim. Ya sevgili tayım ne olacaktı?.Annesinden ayrı kalmamalıydı.Bekir , babası Memet amcaya yaklaşıp sessizce;
__Baba… Ya tay?..
__Yavrum o takasta sayılmadı. Onu büyütüp satacağım!. Yada çoban için eşeğin yerine ona vereceğim! Demişti.
__Bekir Abi..., dedim sessizce… Tayı bırakalım annesine gitsin,yazık annede yavrusuz yapamaz .. dedim. Memet amcadan habersiz tayı çıkardık. Çerçi yavaş yavaş yola düzülmüştü.Anne at, ahırdan çıkardığımız yavrusunu görünce , uzun uzun kişnemişti.
__Lan oğlum koyun o tayı içeriye. Takas işi bitti! Tay takas dışı kaldı! Demişti Memet amca. Bunu gören çerçi;
__Atın birde tayımı vardı? Diye şaşkınlıkla sormuştu. Ama Memet amca takasın bittiğini, onu vermiyeceklerini söyleyince, çerçi mecbur yola çıkmıştı.Ama anne at huysuzlanmış ve acı acı kişnemişti. Yavru tay annesine doğru hamle yapmak istiyordu. Ama yanımıza gelen Memet amca;
__ Siz anlamazsınız!. Dünya geçim dünyası!. Duygusal olmaya gerek yok! Deyince, hala annesinin ardından ıslak gözlerle bakan taya baktık.. O ise hala kulaklarını dikmiş, arabaya koşulu annesinin ardından bakıyordu.Ben memet amcaya dönüp;
__Xalo! Yavrunun yeri annesinin yanı değilmi? Annemle göndermedikleri ilk çocuğunun hikayesine benzemiyormu?Hani haksızlık yapmışlardı! deyip , annem için gözyaşı dökmüştün….Nolur tayı bırakalım amca! Annesine kavuşsun… Yavrular annelerinden , canlarından ayrı kalmasınlar…Onlarda ağlar, onlarında yüreği var… Xalo bırakalım nolur…Ağlamaklı deyince, Memet amca başımı tuttu ve saçlarımdan öptü. Duygulanmış, ıslak gözlerini elinin tersiyle silip burnunu çeke çeke;
__Bakır oğlum…Bırak tayı gitsin, annesine yetişsin. Oğlum İsmailin hatırı için. Çünkü anladım yavrunun anneye olan sevgisi parayla takas edilmez! Sal tayı gitsin! Deyince , sevimli tayımızı son kez gözlerinden öpüp öpüp, annesine hala bakıp hamle yapmak isteyen o'nu bıraktık. Onun sevinçten koşuşu hala gözlerimin önünde. Nasılda…nasılda sevinçten koşuyordu annesine doğru.. Tayın gelişini çerçi duymuş, durup tayı takip etmişti.
Uzaktan uzağa, annesinin yanına varan taya bakıyorduk. Anne ve yavrusu, birbirinin başını öpüyor koklaşıyorlardı. Tay arabanın etrafında sevinçten bir tur atmış, tekrar annesinin yanına dönmüş ve onun sütünden içtiğini görmüştük.Memet amca bana dönüp;
__Lokimın İsmoil, sen olmasaydın, annenin hikayesini anlatmasaydın o tayı vermezdim!... dedi. Araba pazarözü'ne doğru gözden kaybolana kadar bakmıştık. Memet amacaya artık yarın sabah eve döneceğimi söyledim.. Nasıl olsa tayım yok artık! Demiştim ona. Sabahı büyük bir sabırsızlıkla beklemiştim.. Anneme gitmek istiyordum bir an önce.
Sabah Ape Mahmadın hanımı Atke OLMOS, bana ucunu yoğurda batırdığı , yoğurdun kaymağıyle yaptığı dürümü vermiş, beni uğurlamışlardı.
Eve vardığımda , annem tavnın başında , kilim yapmakla meşguldu.
__Oğlum senin Tolo yaylasına gittiğini tahmin etmiştim.İyiki gittin. Baban kazdığın kuyudan dolayı çok kızmıştı sana. Çerçinin arabası kuyuya saplanınca, herkes korkmuştu zaten.Ama baban gelince yanıma gel , seni dövmesin ! deyince ona sarılmış;
__Ate! Tamam... Senin yanında hep olacağım. Benim yerim senin yanın zaten….Zaten çocukların yeri annelerinin yanıbaşı olmalı…Memet amca atlarını o çerçinin atlarıyla takas etti. Memet amca tayı çerçiye vermek istemedi önce. Ama... Yavruları annesinden ayırmayalım , anneler yavrularından ayrı kalamazlar diye, atların tayınıda saldık ... lafımı bitirmeden annem duygulanmış, titreyen dudaklarıyla; doğru...ayrılık....hele annenin yavrusundan ayrı kalması... deyip kalmıştı...
Anne..... Onun için atların tayınıda annesiyle saldık.Çünkü anneler yavrusuz yapamazlar!... demiştik. Bunu duyunca annem sarılmıştı bana…
__Ate…dokuduğun kilimdeki mavi motifler senin göz yaşların değilmi?...Annem şaşırıp bakarken;
_ Ben varım ve hep senin yanında olacağım, üzülme artık. Tavn yaparken ağlama artık... Annem; benim onun hikayesini bildiğimden habersiz, ona bir başka sarıldığımı görünce, bana şefkatle sarılmış;
__Az kurbon!!... Sen o gözyaşı yağmurundan sonraki gökkuşağımsın. Artık gözyaşı motifi yerine seni çizeceğim; gök kuşağı gibi renkli renkli...Bir ucu yüreğime bağlı, diğer ucu dağın ardındaki güneşime bağlı... Dalolemın... Az kurbona ruhi tamaa!!deyip beni gözlerimden öpüyordu…..
BIRONGO
----
---
02-01-2021
(Umarım beğenirsiniz bu benden yeni yıl hediyeniz olan öykümü
-