MAVİŞ
1976-1977 öğretim yılında Yeniceoba lisesi henüz tamamlanmamıştı.Geçici olarak iki üç ay Cihanbeyli lisesinde okuyacaktık. Dönüşte Yeniceoba lisesinin ilk mezunları olarak o liseden çıkmış olacaktık. Bunun gururu sarmış bizi ve herkes kendi başının çaresine bakmış; kimisi köyün Cihanbeyli-Konya arası çalışan Çavuşi Hüsi İdenin, kimisi Sami Rahme Tallenin otobüsüyle giderdi Cihanbeyli lisesine.Ben ve dört beş arkadaş Mamadi Mastkenin oğlu Mahmut Kartın murat 124 markalı mavi taksisiyle gidecektik.Ücret olarak 75 kiloluk bir toz şekeri torbasıyla anlaşmıştık. Babamın bakkaliyesi dolayısıyle Mahmut abiyle öyle anlaşmıştık.Takside sınıf arkadaşlarım Hacı Ömer Kesmez, Mustafa Sabri Nursöz, Hamit Dedeoğlu, Ahmet Özdemir, Bekir İnekçi üst üste istif, sigara dumanı altı yola revan olurduk.
Geçici olduğunu bilmemiz bu zorlu yolculuğa bir teselliydi. Bu ferahlık bize turistik bir gezi gibi geliyor, dersleride savsaklamamıza neden oluyordu.Nasıl olsa geçici diye derslere lakayt oluyorduk.
Yeniceobadaki okuldan farklı olarak sınıfımızda Kırkpınardan, Gölyazından, Gordoğlundan,Cihanbeyliye bağlı bütün köylerden arkadaşlar vardı.Hepsiyle kaynaşmaya çalışıyor, yeni arkadaşlar ediniyorduk.Bizden farklı , herkeste bir şevk bir çalışkanlık sezinliyorduk.Biz geçici olduğumuz için, biran önce kazasız belasız kurtulmak istiyorduk Cihanbeyli lisesinden.
Benimde sıra arkadaşım BÖĞRÜDELİKLİ Tatar bir kardeşimdi.İsmi Bünyamin'di.O sıralar Tarkan dergisi ve karate filmleri popüler olduğu için bu Japonlara benziyen Tatar kardeşimle arkadaşlık cazip geliyordu. Özellikle Çinlilerle olan savaşlarının meraklısı olarak, Özbeklerin, Kırgızlar ve Tatarlara ayrı bir sevgim vardı.Bünyamin bana fotoğraf albümünü getirmişti. Atlara olan sevgisinden dolayı çoğu resim onlardan oluşuyordu.Bu resimlerde kendisine ait bir TAY resmide vardı.Babasının çift koşumlu bir at arabası vardı.Evin vasıtası yerine geçiyor, bütün tarla tapan işinde, bir yere gitmelerde ondan faydalanıyorlardı.O atların yavrusu olan tay'a bünyamin MAVİŞ ismini vermişti.Hatta fırsat olursa ona beni bindirebileceğini söylüyordu.Bu beni çok mutlu etmiş , ata binme hevesi içimi doldurmuştu.Son olarak yıllar önce halamın oğlu Mahmut Kızılkaya ile Tommiks, Teksas, Teks, isimli kovboy çizgi filmlerini okuduğumuz günlerde ata binme hevesiyle , eyersiz bir ata binmiştik. Ben atın terkisinde Mahmut abiye sarılmıştım. Korkudan dizlerim titremişti. Tam kayıp düşecekken Mahmut abinin beline sarıldığım için onuda düşürmüştüm. Mahmut abi kızmakla , gülmek arasında ''Bırak beni!, bırak beni!! diye bağırmıştı. Sonunda ikimiz düşmüş;
_Beni bıraksaydın düşmezdim!! diye kızıyordu.'' Ne yapayım düşmemek için mecbur sarıldım!...'' deyince beraber gülmüştük. O günden beri ata binmemiştim.
Bir hafta sonunda Kuşçadan anne annem bizi ziyarete gelmişti.Rahmetli annemizin yokluğunun acısı onun gelişiyle tazelenir, hem sevinir hemde annesizliğin verdiği mahsunluğu atlatmaya çalışırdık.Geçen yıllarda bana Zeytin gözlü kuzucuk isimini verdiğim kuzuma bir kolye yapmıştı.Aynısından Bünyaminin atı MAVİŞ için yapmasını istemiştim.Bunun için köyün çerçisi Ali Çarçiden mavi at boncuğu almıştım. Birazda kırmızı renklisinden almıştım. Onke Adul karıştırıp yapacağını söylemişti. Yıllar önce kocası MASTO'nun atı için yaptığını söylemişti.Onke Adul beni sevindirmek için günboyu uğraşmış, üç sıralı atın boynuna girecek şekilde geniş tutmuş, alımlı bir kolye yapmıştı.Bittiğinde iki elleriyle havada tutmuş beni çağırmıştı. Aman Allahım!.... ne güzel bir kolye olmuştu. İçim içime sığmamış ellerinden öpmüş, ona sarılmıştım. Bünyamine sürpriz yapacak, Mavişi boynunda kolyeyle hayal ediyor, sanki kendi atımın boynuna takılacak gibi seviniyordum.
Pazar günü kolyeyi teslim almıştım.Onke Adul her seferki gibi üç günden fazla kalmıyordu. Onun ayakkabılarını saklıyor, gitmemesi için ısrarlarına rağmen vermiyorduk.O'da her zamanki gibi ordaki torunlarınında onu beklediğini söylerdi.Gideceğinde bana zeytin gözlü kuzucuk için yaptığı kolyeyi hatırlatmış;
__İnşaallah onun gibi olmaz, Mavişe uğurlu gelir, yıllarca takar!.., demişti.Benim küçük kuzucuğum onu sadece bir kaç hafta taktıktan sonra ölmüştü çok zaman önce.''İnşaallah yıllarca takar!...'' demiş, ellerinden öpüp uğurlamıştım.
Pazartesi günü şafakla beraber kalkmış gene zoraki Cihanbeyli yoluna düzülmüştük.Ama benim içim kıpır kıpırdı o gün farklı olarak. Mavişin kolyesi vardı çantamda.Bünyamine sürpriz yapacaktım.Daha okulun bahçesinde, okula girmeden Bünyamini görmüş ona kolyeyi uzatmıştım.Gözleri gülmüş, sevinçten sarılmış teşekkür etmişti.
__Ona çok yakışacak. Zaten onun maviye çalan renginden dolayı MAVİŞ diyorduk. Bu mavi kolyede bu renge çok uymuş, yakışacak! diyordu.Beni Bünyaminin bu eşsiz sevinci dolayısıyle bir mutluluk sarmıştı.'' Bir gün mutlaka Mavişi boynunda bu kolyesiyle göreceksin!'' demişti.
Artık Cihanbeylideki öğrenimimiz sona yaklaşıyordu. Gideceğimizi bilen Bünyamin bana sürpriz yapmış, boynunda kolyesiyle Mavişin bir fotoğrafını kitabının arasından çıkarıp vermişti. Aman Allahım ne güzel bir attı.Maviye çalan rengiyle bir atı daha önce görmemiştim. Boynundaki kırmızı ve mavi desenli kolye ne güzel yakışmıştı. Ben içimden illaki görmeyi diliyordum Allahımdan. Kendi kendime senaryolar çiziyor, Böğrüdelik köyünün dayımgillerin olduğu Kuşçaya yakınlığı dolayısıyle oraya gidip dayım PISO'nun at arabasıyla gidebileceğimi hayal ediyordum.Bazende Cihanbeyliden Böğrüdeliğe giden Böğrüdelik otobüsüyle gitmenin planlarını yapıyordum.Ama kendime hep umut verirdim. Hiçte ''göremem'' olasılığını düşünmezdim.
Artık son iki haftamız kalmıştı. Gene bir haftanın başında Cihanbeyliye vardığımızda Bünyaminin düşünceli ve üzgün olarak oturduğunu gördüm.'' Ne oldu Bünyamin kardeşim?! '' diye sorduğumda o suskun kalmış, cevap vermemişti. Benide üzmek istemeyen bir hali var gibiydi sanki bu suskunluğunu sürdürmeyle. Sonunda çekik gözlerinden akan gözyaşlarını silerek;
__Babam Mavişi sattı... dedi.Geçen... seyyar satıcı, ''ÇERÇİ'' dedikleri sakallı bir ihtiyar, KUŞÇA köyünden gelip satın almıştı.. Korktuğum başıma gelmişti. Çünkü babam ''Mavişe ihtiyacımız yok!'' demişti.''Kapıda bekletmenin luzumu yok!'', dediğinde yalvarmama rağmen yaşlı çerçiye verdi! demişti bana sessizce. Boğazını yakan acı bir sesle anlatmıştı. Sanki giden benim atımmış gibi üzülmüştüm.Yapacak bir şey yoktu.. ve elimden bir şey gelmiyeceğinin çaresizliğiyle bende bu acıyı içimde hissediyordum.
O hafta Bünyaminle fazla bir şey konuşmamıştık. Ben Mavişin resmi elimde bakar, hep üzülürdüm.Artık son haftamızdı. O son cuma gününde Bünyamin ''mavişten haber var!'' dediğinde sevinç ve merakla sormuştum ne oldu diye. ''Dün maviş kaçmış, bize gelmişti. Ona sarılmış, öylecene kalmıştım.Ama sanki ağlıyor gibiydi''... dedi. Babama ''geri vermiyelim!'' dediğimde;
__Oğlum adam parasını verdi, haktır götürüp geri vereceğim! demiş , geri teslim etmişti. Kuşça köyüne komşu PINARBAŞI köyüne kadar babamla gitmiş, ordan babam ve mavişi uğurlamıştım. O ise ikide bir geri geri bakıp giderdi... Bu olayı duyunca Bünyamine sarılmış, gözlerim sulanmıştı. Beni bekliyen arkadaşlarımın MURAT 124 isimli taksinin penceresinden ''Çabuk geç kalıyoruz!'', demeleriyle Bünyamine veda etmiştim.O son cuma gününde dostça sarılmış, birbirimize teselli vermiştik... Mavişten son kez bahsetmiş, onun resmini hep saklıyacağımı söyleyerek, gözlerimiz dolu vedalaşmıştık.
Artık Yeniceoba lisesine başlamıştım.Mavişin yokluğunun acısı yavaş yavaş soluklaşıyor, kendimi derslere vermiştim. Onun resmini fotoğraf albümünün baş köşesine koymuştum.
O günlerde yeğenim Kenanın KOSTAK kesme merasimi, eğlencesi vardı.Yürümeye başlıyan yeğenimi omuza alıp, ellerinden tutup koşturacak, diğerleride ayak baş parmaklarına bağlı ince makara ipini koparacaklardı.Ablam BASE adet olduğu üzere çoğunluğu fındık , şeker leblebi üzüm almıştı çocuklara dağıtmak için. Fındığın çok olmasının sebebi; fındık gibi hareketli ve sert olması içinmiş.Komşumuz Haci Mıstafenin oğlu MAMO'yu seçmişti ablam, Kenanı omuzlarına alması için. ''Çünkü Mamo çalışkan ve efendi bir çocuk, Kenan ona benzesin!'' diyordu kendi kendine.Mamo omuzuna almıştı Kenanı. İki eliyle Kenanı kollarından sıkı tutmuştu. Ablam Base Kenanın ayak baş parmaklarına makara ipliği bağlamıştı. Mamo koşacak peşinden mahalle çocukları koşup ipi koparacaktı.Kim koparırsa ona para ödülü verecekti.Sonra fındıkları saçacaktı yere, ki Kenanda fındık gibi yuvarlanıp hareketli olsun diyeydi adetçe.Tam çocuklar hazırlanmış, Mamo 30 metre uzaklaşmışken köşeden Kuşçalı çarçi MASTOY HAMODi çıka gelmişti çift atlı at arabasıyle.Çocukların dikkati dağılmış, herkes yaklaşan çerçi Masti Hamodiye bakıyorlardı. Aman Allahım bu o değilmiydi!?? diye şaşkınlıkla söylendim.Evet evet boynundaki Onke Adulun yaptığı benim kolyeydi.Ve o MAVİŞ karşımdaydı.Yanındaki mor ihtiyar bir atla arabaya koşulmuştu.Çerçi Masti Hamodi amca;
__Base tamda zamanı kostak için igde ve keçiboynuzu alacaksın!, demişti.Ben yavaş yavaş yaklaştım. MAVİİŞŞŞ!! diye bağırdım.Maviş bana başını çevirip kişnemişti.Masto amca bana kızmıştı;
__Ta çı VİŞ VİŞA!!?, ne viş viş yapıyorsun? at korkuyor!!, demişti.At Maviş ismiyle çağırdığımı görünce canlanmış ,yerinde durmaz olmuştu.Yaklaştım, iki elimle yüzünü sevgiyle tuttum.Gözgöze gelmiştik. Ne güzel perçemi vardı.Gözlerine kadar inmişti.Onu sevgiyle yüzünden öptüm.Sessizce, korkmaması için Mavişşş... mavişşşş... diyor iki elimle tuttuğum başına sarılmıştım.Masto amca aşağı inmiş yanıma gelmişti.''Atları çokmu seviyorsun?, diye sormuştu.;Ben; bu kolyenin benim olduğunu, Atke Adulun bana yaptığını, hediye olarak Bünyamine verdiğimi söylemiştim.''Evet doğru onun babasından satın almıştım!'' demişti.Geçen, atın Böğrüdeliğe geri kaçtığını söylemiş, bereket atın sahibi geri getirmişti bana! demişti Masto amca.Ablam Base;
_Ğolki Masto, Kenanın kostağını keseceğiz, igde ve keçi boynuzu ver ve arabayı çıkar burdan !'' demişti.Masto amcaya ''Sakın atlara kamçıyla vurma, özellikle MAVİŞ'e!... demiştim.. Son defa Mavişin kulağına , Mavişim, Mavişşimmm...Seni seviyorum canım atım!!demiş tüylerim diken diken ağlamaklı ona veda etmiştim.Son kez araba hareket halindeyken,
_-Maviiişşşş!!.. diye bağırınca o, bana kafasını çevirip uzun uzun kişnemişti.Mastoy Hamodi atı oyaladığımı , onu ürküttüğümü düşünüp, 'Deeeehhh!!'' diye bağırıp atları hızlıca hareket ettirdi.
Çocuklar neşe içinde bağırışmalar içindeyken ne koşan Mamoyu görmüştüm ne ablamın ;
__İsmoyyyiiil sende katıl !!dediğini duyuyordum. Öylecene Mastoy Hamodi amca gözden kaybolana kadar bakmış, yüreğimden süzülen yaşlardan yüzümün üşüdüğünü hissediyordum.''Mavişşşş... dedim sessizce ve ben giden kendi atımmış gibi boğazımın acıyle yandığını hissediyordum.Biran önce resmine bakma ihtiyacı hissediyor, hızlı adımlarla fotoğraf albümüne doğru gidiyordum. Telaşla albümü elime almış onun resmini çıkarmıştım.Ne güzel mavice rengiyle , boynunda mavi kırmizı rengiyle kolyesi boynunda, sanki canlı karşımdaydı. Sevgiyle bulanık gözlerle öptümm, öptümm.....Halen saklı o resim, halen onu gördüğümün heyecanıyla dolu olurum her o resmi çıkarıp öptüğümde....Bazende'' Kuşça şurası değilmi, gider görürüm!'' dememe rağmen genede her resmine baktığımda kimbilir ne oldun, nereye gittin?! diye gözlerden ırak, Mavişimm... diye hep ağlarım......
BIRONGO.
(Umarım beğenirsiniz sevgili öykü sever kardeşlerim)
---
06-02-2021