MEYRİK
Upuzun bir ömür. Ya mutlu yada öbür ihtimali; kötü bir evlilikle geçecek mutsuz bir ömrü düşünmek bile istemiyordu.Ama hayalindeki kızın bu küçük kasabada olmadığını sezmişti sanki. Sevdiği kızın ellere gitmesinin, kendisine umutsuzluğun yolunu açtığını biliyordu.
Okul hayatıda LİSE’den sonra, üniversiteye kapağı atmadığı için bitmişti. O zamanlar Avrupaya işçi gitme furyasına kendisini atamamıştı. Askerliğini tecil etmişti, okul hayatı için. Onunda; iki senenin sonuda gelmişti.
Evlenmek bir zorunluluk olmuştu sanki kendisine. Sevdiğinin zengin bir aile olması nedeniyle ailesi;’’Biz fakiriz, bize kızlarını vermezler...’’ deyip istememesi, daha doğrusu isteselerde kendilerine ‘’EVET’’ cevabının çıkmayacağını düşünmeleri; kendisine mutsuzluk getirecek bir evlilikten korkmasına neden olmuştu.
Kendisine mahalleden kızları sıralamışlar; habire ikna etmek için çemberi daraltmışlardı.Babasının;
__Bizimkilerde var, onlardan isteyelim, başka yerden kız aramanın lüzumu yok! demesine içerliyordu. ‘’Bizimkiler’’ dediği, kendi kuzenleri, babasının kardeşlerinin kızlarıydı. Ama VEYSEL’in hayalindeki SEVGİLİ onlar değildi.
Ama artık bir karar vermek zorundaydı. Kendisine ne zoraki moraller vermiyorduki.’’Kim sevdiğini almışki!’’. ‘’Leyla ve Mecnun’dan beri, Kerem ve Aslı’dan beri; veyahut tanıdıklarından hiç biri, gönül işinde kim amacına ulaştıki....Önemli olan ahiret hayatı, evlensem bile, fani hayatı ne yapayım; ‘’Sevdiğim kız’’ olmadıktan sonra , ağırlığı, kendimi ALLAH’a ibadete veririm, öyle teselli bulurum’’ diye düşünürdü hep. Ama ömür boyu sürecek bu evlilik için ,zaman istiyor, ve bir oldu bittiye gelmemesi için tüm ısrarlara karşı geliyordu.
Annesi öleli yıllar olmuştu. Eve bakacak biri lazımdı. Üç ablası ve kendinden küçük üç erkek kardeşi vardı. Babalarının evlenip ‘’Üvey anne’’ getirme ihtimali onları korkutmuştu. Ya üvey anne’nin kötü çıkmasıyla , aile’nin darmadağın olma ihtimali, onları bir an önce; eve bakacak birini bulmakta ısrarcı olmalarına neden oluyordu. Okula giden küçük kardeşlerine, kahvaltı yapıp okula gönderecek biri lazımdı. Şimdiye kadar ablaları yapmıştı bu görevi. Ama onlar kendi yollarına, hayat yoluna, evlenip revan olmuşlardı. Hayat kendisini öyle kıskaca almıştıki, evlenmekten başka çıkar yolu yoktu.
Artık bir ‘’Tesellisine’’ sığınacaktı mecbur.Evet..., kim gönlüyle evlendiki, önemli olan bu dünya hayatı değil, ahiret hayatı’dır...Böyle düşünmek kendisine dayanma gücü veriyor, hayata tutunmaya ümid veriyordu.....
Bir ağustos sabahında, başı iki elinin arasında, BAROJ’da, sabah güneşinin tatlı sıcağını hissederek düşüncelere dalmıştı.İçinden gelmişti sanki, herkesten önce kalkmıştı. Birden bir gürültü işitti. Tiz bir at kişnemesiyle irkildi.Derken bir iki siyah tazı gözüktü evlerin arasından. Kendi köpeği, tazılara vahşice havlıyordu. Üzeri çocuk ve kadınlarla dolu arabalar gözüktü. Başka başka av köpekleri çıka geldi. Üç at arabasıyla gelmişlerdi, bu KONAR GÖÇER OBA halkı. İlk defa kendi mahallelerine gelmişlerdi.. Her sene köyün dışındaki ÇAM denilen sulak ve yeşillik alana kurarlardı çadırlarını. Köpeği kendisinden kuvvet alıyor gibi ileri atılıyordu, o küçük ve sıska av köpeklerine. Ama sayıca çok olduklarından korkmuş gibi, köpeğinin boynunu zorlukla tutuyordu. Birden Oba’nın alımlı ve omuzlarına kadar inen uzun saçlı bir kızı, kendi köpeklerine değnek fırlattı. Veyselin yanına kadar gelmişti. Veysel onunla göz göze geldi. Simsiyah gözlerine öylecene baka kaldı. Sıcak bir ürperti sarmıştı Veyseli.
Kız yerden değneği alıp, köpeklerini azarlıyarak onları kovdu. Veysel, ardından hayranlıkla bakakalmıştı. Kalbi hızlıca çarpıyordu. Köpeğinin başını sevdi. Onun sayesinde kızla göz göze gelmişti.
Az sonra OBA halkı üç çadır açmıştı ve gelen seslere mahalleli uyanmış, perdeler çekilmişti. Veysel çadırları gören pencereden bakıyordu. Obanın kadınları ellerinde güğüm ve testilerle su almak için, mahalle aralarına dağılıyorlardı.
VEYSEL ‘’Neden olmasın!..’’ dedi kendi kendine. Belkide ‘’O’’ gelecek su almaya, kendilerine....Evet tahmin etmişti. Biri geliyordu... Ve bu O’ydu. Yüreği ağzında bekledi. Nihayet kız kapıdan göründü.
__Su almaya gelmiştim!..dedi, fısıldayarak.Veysel;
__Verin testiyi ben doldururum!.. Deyip, kızın elinden su testisini almıştı.Hazır kimse yokken kızla konuşmayı düşünüp;
__İsminizi öğrenebilirmiyim.... diye sordu.
__MEYRİK... dedi kız utangaç.
__Benimde VEYSEL, kaç gün kalacaksınız burda?..
__Obanın ağası babam bilir...
Ne çabuk dolmuştu testi.Veysel testiyi uzatırken göz göze geldiler.Sıcak bir ürperti sarmıştı Veysel’in yüreğini. Meyrik’te ondan gözlerini ayıramamıştı. Kız dönüp giderken, Veyselin aklından neler geçmediki. Kendisi öyle ŞIPSEVDİ biri değildi, ama ya bu birden bire’’ gönül vermeler’’ne oluyordu...Pencereye geçip, kızın ardından bakakaldı...
Neden olmasındı!...Fakir olsalarda, OBA KIZI olsada, kızı istemek aklından geçmedi değil...Ama ailesinin onu isteyeceklerinden umudu hiç yoktu.
Öğlene doğru, civar köyden DAYI’sı geldi at arabasıyla.Yedeğinde yetişkin bir TAY vardı.Dayısı;
__Geçenlerde bu OBA bizim köye konaklamışlardı. Benden tay’ı istemişlerdi. Ama anlaşamamıştık. Biraz sonra seninle bir gidelim onların yanına! Dedi dayısı Veysele.
__Tabi...gidelim olur!.dedi Veysel heyecanla.
Dayılarına yemek hazırlayan ablasına;
__Abla evleneceğim kızı buldum!!..diye heyecanla konuştu.
__Yaa.... buna çok sevindim! Kim!?...
__Oba ağasının kızı MEYRİK.... Onu istermisiniz bana abla ...Nolur....
__Şaşırdınmı!.. Bizim köyün kızları dururken, OBA’dan kızmı isteyeceğiz!... cevabını almıştı. Tahmin etmişti bu cevabı alacağını... Oysa yürekten gönül verdiği bu kızla, bir ömür boyu mutlu olacağını biliyordu. Ama ‘’Oba halkı’’diye onları küçümsüyorlardı....
Nasılki okulda sevdiği kızı ‘’zenginler’’ diye istememişseler; şimdide kendileri, Oba halkı diye küçümsemiş, onlardan kız istemeye çekiniyorlardı...
Dayısı ile birlikte tayı satmak için ,OBA AĞAsının çadırına gittiler.Obanın ağası onları ayakta karşılamış, içeriye buyur etmişti.Birbirlerini tanımışlardı. Yere bağdaş kurup oturdular.
__Burası bacımın evi, bu delikanlıda benim yeğenim.Onları ziyarete geldim. Geçen sizlerle , köyümüzde konakladığınızda TAY’ı satmada anlaşamamıştık. Tayı size satmak için geldim... O anda, elinde küçük fincanlarla kahve getiren MEYRİK içeri girdi. Meyrik, tek tek kahveleri tuttu. Obanın ağası;
__Bu MIRRA kahvesidir. Unutmayın, bu sizin kahvenize benzemez ,tadı çok acıdır!. Bir dikişte, tek nefeste içilir!, deyip bir dikişte fincanı içip indirdi. Hoş beşten sonra tay’ı satmada anlaşmışlardı. Veysel dayısı ile birlikte kalkıp , acele adımlarla tayı almaya gittiler.
Sırılsıklam aşık olmak buymuş, diye düşündü, derin bir ürperti ve ümidsizlik içinde.... Hayır!... Biliyordu bu şans bir daha kendisine kadar gelmiyecekti ve biliyorduki istemeyeceklerdi....Allahın fakir ve garip kulları küçümseniyordu işte...Bazıları, kendilerini başkalarından SEÇKİN sanıyorlardı böyle....
Derin bir acıyla doluydu o akşam.Ablası bu işin imkansız olduğunu; babasına söyleselerde kabul etmiyeceğini, kendisine anlatmıştı uzun uzun...En büyük sırdaşı ablasının , böyle söylemesi iyice umudunu bitirmişti.
OBA’nın çadırlarını gören pencereden hep baktı sabaha kadar....İki kalp çarpıyordu o gece... VEYSEL VE MEYRİK birbirlerini düşünerek sabaha kadar göz kırpmamışlardı.
Gün ışımaya başlayınca, Veysel’in dayısı namazını kılmış, gitmek için izin istiyordu.Veysel aceleyle pencereye koştu. OBA halkının , çadırlarını söküyor olduklarını, gitme hazırlığında olduklarını gördü. Dayısı dışarı çıkınca;
__Bakın bizim oba halkıda gidiyorlar!..diye söylendi.
Veysel derin bir acı içinde onlara bakıyordu. MEYRİK...işte orda....Bazen başını kaldırıp Veysele doğru bakıyordu...Ne yazıkki gidiyordu, alımlı,kendisine sevgi dolu gözlerle bakan sevdiği kız gidiyordu....
İmkansızı zorlamıştı.. Elinden geleni yapmış, kızı istedmeyi zorlamış, ama TÖRE engelini aşamamıştı....
Az sonra arabalar birbiri ardına yola çıkmışlardı.Kendi köpekleri oba’nın av tazılarına vahşice havlıyordu.Ablası, üzüntü dolu, omuzları çökük Veysele yaklaştı. Yanağını onun bağrına yasladı.
__Kardeşim... Yüreğinin atışını duyuyorum sanki...Affet.. Senin yüreğini dinlemedik...’’Ama zor oyunu bozar’’ her zaman...Kardeşim...Mecbur , bu acın, aşkın yüreğinde kalacak.. törelerde bu var...
__Abla bizde buralara gelirken OBA değilmiydik?!! Sonradan yerleşik hayata geçtik..! Aslında bizimde farkımız yok onlarla, biz onların öncüleriydik... Ama... boş ver.. diye acıyla fısıldadı...
VEYSEL en arkada giden arabada duran MEYRİK’i görmüştü....
__ Abla ...Bak işte o...
__Evet gördüm..
__Gördünmü gözlerini nasılda siliyor......
Veysel’in gözleri sulanmış, arabada duran MEYRİK’i bulanık görünce, o’da gözlerini elinin tersiyle silmiş , gayri ihtiyari elini kaldırıp sallamıştı ona... Dudakları titriyordu... gözyaşları yanaklarından süzülürken...MEYRİK’te elinde bir mendil, ona doğru gizliden sallıyordu...Gözden kaybolana kadar öylecene bakakaldılar......Gözleri yaşlı..., kalpleri kırık....
BIRONGO.
11-11-2018
PAZAR
(Umarım beğenirsiniz, sevgili öykü sever kardeşlerim)