İnsanoğlu tarih boyunca öğrenme çabası içerisinde boğuşmuştur. Bu ifade şekli, beraberinde öğrenme sürecini etkileyen bilimsel ve felsefi terimlerinde gelişmesi için yeterli düşünceler zincirini tetiklemeyi başarmıştır.

       

Öğrenme ile beraberinde öğretme sürecinin de gelişim göstermiş olması, şaşılacak bir durum değildir. Tarlalarında öküzle çift süren çiftçi, dükkanında testi satan esnaf, ülkesini yönetmekle meşgul padişah… Hepsinin bir işi olup, kendi işleriyle uğraşma sürecinde olduklarından; çocuklarına öğretme sürecini görmesi için öğreticiler bulmak zorundaydılar. Zaman değişti; tarlalarda traktörle çift süren çiftçi, dükkanında cep telefonu satan esnaf, ülkeyi yöneten başbakan… Bunlar sadece kelime babında kalıp; ast ifadesi ile herkes yine kendi işinde insanlara hizmet verme gayreti içerisindedirler. Çocuklarına öğretme işini ise vermiş olduklar vergiler ile tuttukları öğreticilere bırakmışlardır.

Öğreticiler, hem okul hayatlarında ve hem de öğreticilik vazifelerini yerine getirirken kendilerini geliştirmekler mükelleftirler. Bu ifade tarzı ise bir çok verisi bulunan ve adına eğitim bilimi denilen ve alt dallarında eğitim sosyolojisi, eğitim felsefesi, eğitim psikolojisi gibi onlarca terimin karşılığını bulduğu tümevarım terimler bütününü oluşturmuştur.

       

Eğitim biliminin tarihi gelişim süreci incelendiğinde ise, insanların öğretim sürecini yerine getirirken yaptığı yanlışlarda bütün çıplaklığı ile ortaya çıkmaktadır. Bunlardan en bariz olanı ise; Yunan eğitim tarihinde karşılaşılmaktadır. Çocuğu, yetişkinin küçük bir modeli olarak gören bu öğretim ifadesinde, çocuğa ne kadar çok Latince kelime ezberletilirse beyninin o kadar gelişeceği yönündedir. Bu ifadenin doğru olup olmadığını irdelemek için kısa bir hikayeyi anlatmak istiyorum…

 

 Zamanında bir adam bir dana satın almış. Adamın ahırı evinin üstündeymiş ve adam her gün danayı sırtlanıp evinin üstüne çıkartıyormuş. Gün gelmiş, dana kocaman bir inek olmuş ve adam hala onu sırtlayıp evinin üstüne çıkartıyormuş. Siz dersiniz ki; bu dana büyüdü ve inek oldu, ağırlığı arttı, o halde adam nasıl bu ineği sırtlayıp taşıyor? Bu bir hikaye olup, dananın ağırlığı ile beraber adamında kas miktarınında arttığı şeklinde bir ifade size cevap olarak verilecektir. Evet, siz yük taşımaya alışırsanız ve bunu süreç içerisinde yaparsanız, daha ağır yüklere de kendinizi hazır hissedersiniz. Burada günümüzde uygulanan ve tamamen kanuni olan bir doping olayını da vermek istiyorum… Sporcular antramanlarını dağda yapmayı tercih ederler; dağda oksijen miktarı az olduğu için vücut dengeyi sağlamak için fazla miktarda kan üretecektir. Sporcu, düz yere indiğinde ise çok zor hareketleri kolaylıkla yapacaktır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür…

 

 Siz bir çocuğa isterseniz günde on tane yabancı kelimeyi yada terimi ezberletebilirsiniz, ancak bu onun iyi bir öğretim sürecinden geçtiğini göstermez. Sonuç itibari ile bu çocuk yirmibir yaşına geldiği zaman İstanbul’u fetheden Fatih olmayacak, aksine bir papağan olacaktır. Düşünemeyen ve üretemeyen bir papağan…Balığı tutup çocuğa vermemeli, çocuğa balığı nasıl tutacağı öğretilmelidir. Bilgi kitaplarda kalsa da olur; çocuk istediği zaman ona zaten ulaşabilecektir. Onun hafızasına değil, mantığına ve aklına hitap edilmelidir. Ona yaşına uygun olarak oniki yaşına kadar somut ve üst yaşlarda soyut düşünce sistemini geliştirecek projeler ürettirilmeli ve bunun hakında onun fikirleri sabırla dinlenmelidir… Böylece öğretme süreci dengeli ve yerinde olacaktır.