Okumuş da adam olamamış

Kırık ayağımla pencerenin önünde kanepede kah oturarak kah uzanmış bir şekilde durmuş olan saatleri geçirmeye çalışıyorum. Akşam yaklaşıyor Hava birazdan kararacak, yine demir beton yığını dairemin, sıkıcı yazılarımı yazdığım odama hapsoldum. Penceremin karşısında alış veriş merkeziyle karşı karşıyayım... İnsanlar cıvıl cıvıl; Belki de bana öyle geliyor. Hani derler ya ‘’Dışarısı seni içerisi, Beni yakar’’  Bazen, koltukta kestirerek, bazen diz üstü bilgisayarımın başında tuşlara basarak günleri geçiriyorum...

 

Kırk yedi yaşını geçtim galiba, belki de bana öyle geliyor... Ahmet dayı da öldüğünde, benim yaşımdaydı galiba... Nereden bileceksiniz ki siz Ahmet dayıyı...

8_10 Yaşlarında idim komşumuz Ahmet dayı eşi Fatma teyze vardı ikisi de nur yüzlü tatlı insanlardı beni çok severlerdi Çocukları gibi. Ben onları onlarda beni bir gün görmese özlerdik, hatta bayramlarda ilk önce onlara giderdim ellerini öpüp bayram harçlığımı almak için.

Bütün mahalle öyle biliyordu onları Çocukları yok diye ama bazen çok üzgün olurlardı da belli etmezlerdi hep ben kafama takardım sorardım annemlere bunların hiç akrabası yakınları, çocukları yok mu diye.  O yıllarda kış aylarında insanlar uzak yerlerdeki akraba ziyaretlerine giderlerdi. Bir gün bana dediler oğlum biz kazaya (ilçeye) akrabalarımıza bir kaç günlüğüne gideceğiz senide yanımızda götürmek isteriz. Babanla konuşalım izin verirse götürelim senide yanımızda. Evlatları gibi severlerdi. Babamlar konuşmuş bana izin çıktı gittim onlarla.

Bir gün yürüyüşe çıktık ilçeye, gezdik, eğlendik akşam olunca dönmek için hazırlık yapıyorduk Ahmet dayı ile Fatma teyze kendi aralarında konuşuyorlardı ama üzgündüler ben anlamıştım bir dertleri var ama neydi.

Akşam konuşuruz dedim fazla üzerlerine gitmedim.

Akşam yemeğimizi yedik çay falan derken zaman geçti Fatma teyze siz bugün çok üzgündünüz bir şeyler var yoksa sizi üzdüm mü? Önceleri konuşmak istemedi ama ben üsteleyince konuşmaya başladı.

Oğul aslında bizimde bir oğlumuz var ama çok uzaklarda gelip gitmez arayıp sormaz, nasıl olur Fatma anne dedim ama anne deyince çok duygulandı başladı ağlamağa.

Oğul bizimde bir oğlumuz var onu yemedik içmedik okullarda okuttuk mühendis mi ne işte büyük bir adam olmuş ama hayırsız çıktı ona üzülüyoruz nasıl olur dedim oğlumuz, evladımız dedim.

 Rıza amcana bir git de bak ne yapar ne eder? Şehirli sever köyün doğal yiyeceklerini diye canımı dişime taktım oğul, tutmayan belimle buradan kışlık bulgurlarını, fasulyelerini, tarhanalarını bir kaç parça bir şeyler koydum götür hem bir bak nasıllar dedim. Biliyorsun pek okumuşluğu yok Rıza dayının.  Araya araya bulmuş oturdukları evi. Bizim hayırsız evlat evlenmiş haberimiz bile yok Rıza dayın evlat hasretiyle yanıp tutuşurken. Sevinirken ne demiş oğul bir bilsen niçin geldin, adresimizi nasıl buldun elini öpeceğine sorguya çekmiş.

 

Biz bugün arkadaşın aile arasında nişanı var oraya gideceğiz sen git bugün otelde kal yarın sabah konuşuruz deyip kapıyı çekerek çıkıp gitmişler. Tabi buna Rıza dayın çok üzülmüş ne yapsam diye düşünmüş, düşünmüş yıllarca okutup büyüttüğümüz evladımız ne yapıyor böyle bana diye kızmış gönderdiğim hediyeyi de alıp çıkmış yola.  İki gün geçmeden geldi Rıza dayın şaşırdım ne oldu böyle çabuk döndün işte bana bunları anlattı.  Benim bundan sonra oğlum falan yok sende unut ama Ana yüreği be oğlum nasıl unuturum yıllar geçti ne arar ne sorar işte böyle, bizde seni oğlumuz gibi sevdik sana ısındık seninle avunuyoruz oğul be.  Biz aslında oğul değil hayırsız evlat büyütmüşüz

Şunu anladım ki ben bir insan okumakla insan, adam olunmuyormuş

Bir şairimiz şöyle demiş

 

‘’Nice insanlar gördüm

Üzerinde elbise yoktu

Nice elbiseler gördüm

İçinde insan yoktu’’