SAZ AŞKI
O bizim için didindi. Kendisini bize adadı. Sabah akşam biz çocukları için hem analık, hem babalık yaptı. Bir evde kadının, ananın, bacının olmaması ne zordu. Dört erkek kardeş, son ablamızın evlenip gitmesinden sonra babamızla kalmıştık.Kahvaltıyı, yemeğimizi kendimiz yapar, bir yandanda yılgınlık rüzgarını birbirimize hissettirmemeye çalışırdık.
Yetmişli yıllarda henüz Avrupa sevdası yokken, herkes okuma ve bir meslek elde etme telaşındaydı.Babam ,okumamız için devamlı nasihat ederdi. Bir yandan oyunlar, mahalle arkadaşlarının sokaktan gelen şen şakrak seslerinin cazibesi, bizi derslerden alıkoyuyordu.
Ben dört kardeşin en büyüğü olarak örnek olmaya çalışmıyor değildim. Ama top oynama hevesimi örtbas edemiyordum.
Babam Hacoy Kole, sahibi olduğu bakkaliyesine gider, akşam dönerdi. Onun olmadığı zamanlarda, tek cazibeli oyunumuz futbol’la, top oynama hevesiyle doluydum. Babamın evde olduğu zamanlarda matematik defterinin ortasına TOM MİKS, TEKSAS, ZAGOR isimli resimli kovboy romanlarını koyar, güya babam beni çalışıyor bilsin diye çaktırmadan okurdum. Kovboy filmlerinin çizgi romana dönüşen hikayeleri o kadar caziptiki, televizyon’un olmadığı o zamanlarda bir tutku olmuştu yüreğimizde.
Babamın tek umudu, benim küçüğüm İshak’tı. Onun efendiliği ve derslerden başını kaldırmaması bu güveni vermişti ona. O zamanlar herkes, kendi çocuklarının çalışkanlığıyle övünür, çarşıda, sokakta methederlerdi. Hele karne alma zamanında, kim teşekkür almış, kim takdirname almış diye birbirlerine hevesle sorarlardı. Tabi çocuğu takdirname, ve teşekkürnameyle dönenlerin sesleri bir fazla çıkardı. Adeta başarılı çocuğu olanın havası başka oluyor, bir zenginlik, bir ayrıcalık sahibi gibiydiler…
Ben on dersten dokuz zayıfla dönünce, babama üç zayıfım var yalanını söylemiştim. Zaten umudunu benden kesmiş, İshak kardeşimin kaygısındaydı. İshak Teşekkürnameyle başlamıştı okula. Babam karne aldığımız o günün akşamında gözleri nemli, kardeşimi alnından öpmüş, bana onu göstererek;
__Helal olsun İshaka, senin gibi Tommiks Teksas, Tarkan okumadı. Adam olacak o, adam, şimdiden belli! Deyip İshak kardeşimi sararak kutlamıştı.
O zamanlar okuyan çocuklarla ,kızları evlendirmede öncelik verirlerdi. Okumayana, meslek sahibi olamıyacaklara kız vermede hevesli değillerdi aileler. Ve genellikle iki başlı okuyanlar, iki maaşlı olması için okuyan çocuklar evlendirilirdi.
İshak kardeşimin bu başarısı babamı sevindirmiş, dükkanın önünde toplanan arkadaşlarıyle neşeyle dolu, onun teşekkürnamesinden bahsederdi.
__ Haco seninde oğlan teşekkürnameyle gelmiş, hayırlı olsun! diyenlere;
__Şükür, İshak çok başarılı, Allah nazardan korusun ! diye keyifle ondan bahsederdi.
O karne tatilinde Yeniceobada yapı işlerinde çalışan KIRKIŞLA’lı ASLAN ustanın İsmail isimli oğlu saz çalardı. İshakın sesi güzel olduğu için ona şarkılar söyletirdi. O’da bazen Barış Mançodan, ’’Dağlar dağlar’’ şarkısını, Ali Ekber Çiçekten ’’ Derdim çoktur Hangisine yanayım’’ ve Neşet Ertaştan şarkılar söylerdi. Bazende İshak kardeşim sazı alır, hevesle çalmaya çalışırdı. O günden sonra İshak kardeşimi SAZ AŞKI sarmıştı adeta. Artık kitaplara bakmayı bırakmış, evde saz olmadığı için, sarı el süpürgesini eline alır, saz gibi çalar yaparak şarkılar söylerdi.
Orta ikiye başlamasına daha zaman vardı. Babam bilemezdi o anlarda, bu saz çalmanın bir tutkuya dönüşeceğini, onu yürekten saracağını… İshak süpürgeyle saz çalmaya çalışırken ,adeta kendinden geçer, boyun damarları şişkin, uzun havalar söylerdi. Artık süpürgeyle saz çalmak onu kesmiyordu. Bir saz almayı aklına koymuştu. Babamdan , artık her fırsatta saz almasını istiyordu kendisine. Babam; ’’Bir bu eksikti’’ gibilerinden endişe duymuştu. O kendisinin yarınki öğretmeni, mühendisi gözüyle bakıyordu.
Sus!! Diyordu, Ne sazı, Ne sazı!!. Okuyacaksın!!Abin İsmail gibi yapma!. Karnesini bile bana göstermedi. Yavrum son pişmanlık fayda etmez… Oku kitaplarını!! diye bağırıyordu ona. Saz almayı kesinlikle unutmasını istiyordu ondan. Ama İshak kardeşim, babamın ona olan sevgisine güvenerek ,ağlıyarak saz almasını istiyordu ondan. Babam yüzünü ondan ayırarak ona bakmaz, umudunu kesmesini beklerdi.. Ona nasihat vermesi para etmiyordu.. Ne kadar öğüt versede, saz çalma aşkı kardeşimi sarmıştı. Babam onun taklidini yapar;
__Sazki xa bistınım!!, sazki xa bistınım!!, Saz alacağım , bir saz alacağım, !! der, elindeki tesbihini sinirle dönderirdi.
O yaz tatilinde babam, Konya tatili sözü vermişti, teşekkürname için. Hem dükkanın mallarını alacak, hemde akşam bizi sinemaya götürecekti. O zamanlar toptancılar Aziziye camisinin yanında olduğu için, orası bizim gezmede başlangıç yerimizdi. İlyas kardeşim enküçüğümüz olduğu için, babam onun elinden tutar, ben İshak ve onun küçüğü Veysel kardeşim Konya sokaklarında keyifle gezerdik. İstanbul caddesinde , kapısında reklam amacıyla saz asılmış, saz satılan bir dükkanın önünden geçiyorduk. Kardeşim İshak sevinçle bağırdı.
__Babaaaaa!! Saz alacağımm!! Gel saz al bana!! deyip babamı avazı çıktığı kadar çağırdı. Babam bir bu eksikti gibilerinden sinirli sinirli baktı.
__Ne sazı, ne sazı!!. Hadi lokantaya gidiyoruz! Diye bizi çağırdı. İshak kardeşim ağlamaya başladı.
__Saz almak istiyoruumm!! Deyip avazı çıktığı kadar ağlamaya başladı. Babam onun okumasının sekteye uğrayacağını hisseetmiş, okumayı bırakıp, sazla, müzikle uğraşacağını bildiği için diretiyordu. Ama İshak kardeşim dükkanın önünde yere yığılmış , bir elini babama doğru uzatmış;
__Sazki xa bistınımm!!. Saz almak istiyoruum!! Diye gözyaşlarını dökünce babam ona acımıştı. Hem, herkes bize bakıyor, dükkan sahibide;
__Nolacak Hacı emmi, Al bir saz çocuğa, yazık nasılda ağlıyor! Deyince, babam istemeye istemeye dükkana girmişti.
İshakın ağlaması birden kesilmişti. Yerine gülen bir yüzle bize bakıyor, adeta ’’Ben böyle aldırırım’’ der gibi bizi süzmüştü. Babam ucuz olduğu için dükkandaki en küçük sazı almıştı. Yarım metre ya vardı ya yoktu. İshak çölde su bulmuş gibi saza iki eliyle sarılmış, bağrına basmıştı.Artık gözü hiç bir şey görmüyor, nerdeyse lokantada yemek bile yemek istememişti. Bir an önce sazı çalmak için sabırsızlanıyor, içi içine sığmıyordu.
O yaz kaldığımız iki gözlük evin karşısındaki oturmadığımız iki katlı evimize tek başına gider, akşama kadar saz çalardı. Kendi kendine çalıyor, şarkıları meydana getirmek için boyuna alıştırma yapardı.
Babamın keyfi kaçmıştı. Biricik öğretmen, mühendis adayını kaybettiğini hissetmişti sanki. Bir akşam İshak ,maharetini göstermek için sazını getirdi.’’İlk öğrendiği ’’Fırat kenarında yüzen kayıklar, ölem’’ Şarkısını çalıyordu. Hayret! Bu kısa zamanda kimsenin yardımını almadan nasılda çalabiliyordu. Onun sazın tellerinde hızlıca gidip gelen parmaklarını görünce, bizdede saz çalma hevesi gelmişti adeta. Babam hem keyif aldığını gösteriyor gülümsemeyle, hemde içindeki hüznü saklamaya çalışıyordu.
Okul zamanı gelince, İshakın kitaplara olan iştiyakınının kalmadığını görüyorduk. Okuldaki boş zamanlarında sınıfta şarkı söylüyor, Öğretmeni İsmail Çankaya’nın getirdiği sazı çalıyordu. Ama dersleri sekteye uğramıştı. Okulun kapanacağı son günlerdeki şenliklerde hep o saz çalar, adeta okulda konser verirdi. Bu babamın kulağına gidince , gene bize öğütlerini verirdi.
__Yavrularım… Son pişmanlık fayda vermez!. Gözneğe hor bakan aç kalır! diyordu. Hatta göznekçinin hikayesini anlatır. ’’Göznek yapanın çocukları babasına yardım etmediklerini, sonunda o mesleği hor görüp öğrenmek istemedikleri için aç kaldıklarını’’ bize öğüt almamız için anlatırdı.
Karne zamanında babam teşekkürnameden ümidini kesmiş gibi ,hevesle İshakın karnesini beklememişti.Artık İshaka olan umudu bitince, onunla tatlı dille konuşması kesilmişti.
İshak , son zamanlarda Avrupaya gidenlerin ardından hevesle bakıyor, derslerini iyice savsaklıyordu. Dükkanın raflarıda iyice boşalmaya yüz tutmuştu. O zamanki devletin kötü gidişatından. Develasyonlar üst üste gelince, paraların değeri düşmüş, veresiye alanlarda borçlarını veremez oluyorlardı.. Beş altı veresiye defteri, alacakla doluydu. Ama veren yoktu.
__Avrupadaki çocuğum para yolluyacak, o zaman vallahi vereceğim!! Diyenler vardı.
__Şu kuzuları satayım, borcumu vereceğim!.
__Harmanda İnşaallah!! Diyenler çoğunluktaydı.
Artık Konya’ya mal almaya gitmeler seyrekleşmişti.
Avrupa ümidi, milleti sarmış, oraya kapağı atmak için, tarlayı , tapanı satan çoğalmıştı. Oraya siyasi iltica edenler çoğunluktaydı. Ve gidenlerin iyi haberleri gelince, köydekileri gitme hevesi sarmıştı. Artık okuma, çocuklarını okutma hevesi yerine, Avrupaya gönderme hevesi sarmıştı milleti. Ya siyasi iltica yoluyle, yada ordaki bir kadınla evlendirme tek çareydi.
İzine gelenlerin arabayla yada forslu bir şekilde gelmeleri, gençleri ve aileleri cezbediyordu. Hatta gidipte oturum alanlar için;
__Helal olsun, falancada oturum almış! diye hayıflanıyorlardı.
Babamızın belini, bu enflasyon ve develasyonlar iyice bükmüştü. Ne yazıkki 250 dekar tarlamızı babam icar vermişti. Recail Kızılkaya isimli birine ortak vermişti. Artık o tarlayı ekip biçecek, masrafları çıkartıp kalan karı ikiye bölecekti. Babamda artık ümidini Avrupaya bağlamış, çaresini arıyordu.
İshakın saza bel bağlaması, okulu dışlaması, babamı iyice kızdırmıştı. Hele artık onun geç vakitlerde eve gelmesine iyice sinirlemişti.’’ Ya bu deveyi güdeceksin, Ya bu diyardan gidersin’’ diye İshaka çıkışmıştı. İshak babamla kavga etmiş, ’’Kendi yolumu çizerim!’’ diye cevap vermişti.Babam onu evden adeta kovmuş, oda Avrupaya gitme çarelerini aramaya başlamıştı.
Dükkan tam takır olmaya yüz tutunca, İshak artık köyde duramıyacağını anlamış, babamın onunla olan münakaşalarından bıkmış, onun ’’Artık Çek git !!demesinden sonra Avrupaya iltica kervanına katılmıştı., Hemde habersizce evden çıkarak…Sessizce… Ve umutla….
Babamın hüznü bizide sarmıştı. Onun ishak kardeşimin iki eliyle tuttuğu sazıyla verdiği poza bakarak , burnunu çeke çeke ağladığını görürdük. İshakı kovmaya mecbur olduğu için üzülüyor, artık onun geriye dönmiyeceğini söyliyerek alenen ağlıyordu karşımızda. Bizde bundan etkilenir, hep yanımızda olmasına alıştığımız İshak kardeşim için, gizli yaş dökerdik.
Kuşça köyünde dayım Pıso’nun evine gelin giden en küçük ablamız DÖNE geldiğinde sarılır, evi terkeden İshakın yokluğuna ağlardık.Babam hüznünü saklamaya çalışarak, ablama haklılığını anlatmak için;
__Ona çok dil döktüm. Sazını bırakmasını, kendisini derslerine vermesini çok istedim. Ama beni dinlemedi. Onu kovmaktan başka çarem kalmamıştı!...derken sesi titriyordu. Sulanan gözlerini bizden saklamak için, muhtar şapkasını aşağı doğru indirmişti.
İshakın sazı duvardaki askıya asılıydı. Bir keresinde babamızın saza sarılıp, İshak kardeşim için ağladığını görünce, içeriye girmeyip dışarda beklemiştik.
Kaç hafta sonra duydukki İsviçreye gitmiş.Oraya kapağı attığını çarşıda milletten duymuştuk. Bizi bir sevinç sarmıştı. Artık çarşıda , sokakta herkes ’’Avrupada kim oturum almış, kim iltica etmiş’’ sohbeti vardı. Millet’te okuma, meslek sahibi olma hevesi kırılmıştı.
Yeniceobanın sıcak geçen yaz aylarının birinde, duydukki Amca oğlu Mahmut köylüyle Danimarkaya gitmek için İsviçreden çıkmış İshak. Babam İsviçrede sebat etmeyip ordan çıkmasına sinirlenmiş, son umudununda kaybolacağını düşünmüş, mahsun olmuştu.
O zamanki Türkiyenin kötü giden ekonomisi ailelerede sirayet etmiş, Koalisyon hükümetinin basiretsizliği, kötü yönetimi ,milleti iyice bezdirmiş, fakirleştirmişti.
İshak Mahmut’la Almanya sınırında giderken polise yakalanmış, hapse girmişlerdi. Üç gün sonra onları Danimarkada akrabalarınına gitmek isteyişlerinden ötürü , Danimarka sınırında bırakmışlardı. İshak hemen iltica başvurusu yapmış, kendisini Danimarkaya atmıştı. Kısa zamanda oraya adapte olmuş, Kuşçalı Necati gezenin müzik gurubuna katılmış, Kozanlı İmdat ve Özcan isimli arkadaşlarıyle düğün ve sünnetlerde saz çalmaya başlamıştı.
İshakın yegane düşüncesi, babam ve biz kardeşleriydik. O’da yeniceobadan ve bizlerden ayrı kaldığı bunca senelerde hep üzülmüş, ağlamış, kavuşma gününü hayal ederek yaşamıştı.
Ortak olarak verdiğimiz tarlamızı Recail’den kurtarmak için, bu saz çalma işine iyice sarılmıştı.. Babam onun işlerinin yola girdiğini duymuş, namazdan sonra onun için hep dua ederdi. İshakın sazı iki eliyle tutan resmine bakar bakar ağlardı. Buna alışmıştık zaten. Onu bizden daha çok sevdiğini biliyor, ona hak veriyorduk.
Yağmursuz geçen Bahar ayları, kuraklığın olması, harmanın fiyaskoyla son bulacağını bize hissettirmişti. Nitekim harman zamanında ekinler, ancak masraflarını çıkarmış, bir kar kalmamıştı babama. Hepimiz meyus olmuş, halimize üzülürken penceremiz çalındı.
__Hacooooo!! Kapıyı aç!! Diyen bir sesle irkildik. Bu gece yarısı kim olabilirdiki? Deyip ara salona koşuştuk. Dış kapıyı açtık.
__Ben Kadir Özel. Kodıre Ore! Danimarkadan dün geldim. Albertslunda oturan oğlun İshak, sana para yolladı. O emaneti vereceğim, deyince, babam onu tanımış içeriye davet etmişti.
__Kodır ora içı! Kadir buyur gel içeriye ! diye sevinçle karşılamıştı.
__Vaktim yok Haco!. Al, İshak sana harçlık gönderdi, üç bin kron!, deyince babam sulanan gözlerini gizlemeye çalışarak;
__Allah razı olsun Kodır, zahmet oldu sana! Deyip onunla hoş beş ettikten sonra, Kadir amcanın verdiği, İshak kardeşimin mektubunuda alıp uğurlamıştı. Kadir Özel amca gidince hepimizi bir sevinç almıştı. Babam keyifle ve titreyen parmaklarıyle mektubu açtı. İshak kardeşimin kendi el yazısıydı. Babam sesli okumaya başlamış, hepimizde mektuba bakarken babamın sesi titremiş, sesli okumayı bırakarak ,titreyen dudaklarıyle fısıldayarak okuyordu.
____’’Baba beni affet, sizi terkettim. Ama hep bir umutla gittim evden.Avrupaya bende iltica ederim deyip sizden ayrıldım. Allah şükür Danimarkaya iltica ettim.. artık bir müzik grubunda saz çalıyorum. Şükür her düğünden, her sünnet düğününden bin kron alıyorum. İnşaallah yeni düğünler yolda. Kardeşlerime ayrı ayrı selam yollarım. Hepinizi seviyorum. Tekrar affet beni baba… Seni üzdüm.. Seni terkettim…. Affet , affet baba’’… diye sonlanıyordu. O satırlarda mürekkebin dağılması onun ağladığını , akan gözyaşlarının kağıda döküldüğünü gösteriyordu. Hepimizin gözlerinde yaşlar vardı .Ve mektubu babam nazikçe katladı. Kimbilir , kaç defa daha okuyacaktı.. Onun burnunu çeke çeke katlaması, bizide sessizce ağlatmış, babamızı yanlız bırakarak odadan çıkmıştık. Onun ise, İshak kardeşimin iki eliyle tuttuğu resmi tutup öptüğünü görüyor, hıçkırıklarını duyuyorduk. Sazın telinin sesi gelince, onun sazı alıp bağrına bastığını görmüştük. Ve bu hareketini hep görüyorduk onun…
İlerki aylarda para göndermesi kesilmedi. Racailden tarlayı geri almıştık , İshak kardeşimin sayesinde. Artık yaşantımız iyiye doğru gitmiş, babamızı uzun yıllardan sonra keyifli görmüş, bizde bu halini görerek sevinç duymuştuk.Hatta Kuşça köyünde kalan ablam Dönenin İshakın harmanda izine geleceği haberini duyunca iyice mutlu olmuştuk.
Babam, İshakın saz tutkusunun, saza olan aşkının sayesinde, ortak verdiği tarlayı geri alacağını, eline bol miktarda nakit para geçeceğini hiç tahmin etmediğini söyleyip, onu evden kovduğundan pişmanlık duyduğunu söylüyordu.
Babamızın sazı eline alıp öpmesi ve İshak kardeşimin saza olan aşkını yad edip, iki eliyle tuttuğu sazıyle duran o fotoğrafı alıp öpmesi bizi ağlatmıştı.Hepimiz bir elimiz sazda, sekiz, on sene göremediğimiz kardeşimizin o resmine bakıp bakıp ağlamıştık… Sessizce… ve umutla…..
BIRONGO
26-08- 2017
CUMARTESİ
( Umarım beğenirsiniz sevgili öykü severlerim.BIRONGO’nuz)