Sevmeyi Sevilmeyi, buz dolabında bulmadık….

Bana insan nasıl özler diye soran insan…
Bir çocuk dünyaya geldiğinde önce ağlamayı öğrenir, ne için ağladığını bilmeyiz, ama o küçücük yavru bize bir şeylerin eksikliğini, acısını, açlığını anlatmaya çalışır.
Çocuk bir zaman sonra gülmeyi öğrenir, bize sevgisini, mutluluğunu, sevildiğinde aldığı hazzı, heyecanı çığlıklı gülüşleri ile etrafa anlatmaya çalışır. İşte tam gülmeye başladığında yaşamın içinde sevgiyi tatmaya başlamıştır bizim çocuk.
Sevmek onda şekillenmeye başlar, neyi sevdiğini bilmez anlamayan.
Bazen küçücük bedeniyle yattığı yer yatağında yukarı doğru bakarken ilk tanımaya başladığı evin tavanındaki, o ağaçlı hasırlı görüntü aklında kalır ve yıllar aradan geçer. Bizin bebek büyümüştür, Beton yığınlarının o stresli şehir hayatında, hemen aklına o büyüdüğü evin serin kerpiç duvarları, ağaç, hasırlı tavanı aklına gelir, birden modern hayat ona vız gelir özler işte o kerpiç evi, sen hiç özledin mi bu evi eskinin çocuğu, şimdinin büyük sosyete adamı…?
Aslında çocuk her bayramda köyüne giderken, içindeki duygular o hasırlı evi görmek ister, o eski havayı solumak ister, ama hiç birini yerinde eskisi gibi bulamaz, hep arar o görüntüyü, hep te arayacaktır. Çünkü orada acısı ile, tatlısı ile.
Kerpiç evin duvarları toprak, boyası kisten yapılan badana (cila) idi. Her bayram öncesi o toprak duvarlar evde hazırlanan kis cila ile badanalanır miss gibi torak kokardı. Sen o kokuyu hiç içine dünyayı çeker gibi soludun mu çocuk..? Solumadın çünkü sen modern hayatın çocuğusun. Aslında her bayramda köyüne o havayı solumak için gider.
Küllüğünde beraber oynadığı, oyun arkadaşını arar, şimdilerdeki gibi fesbukta (facebookta) aşkı tatmadı, iki dakikada sevgili bulup, ilişki başlatıp, iki dakika sonra ilişkiye açık yazarak aşkı tatmadı. O bizim içimizdeki çocuk, küllükte beraber oynadığı arkadaşını özünden sevdi, ilk aşkını, özünden sevdiği, içinde yaşattığı, şimdilerdeki gibi aşkını ilan edemediği sevdiğinin elinden bir kez tutabilmek için yılarca bekledinmi..? sadece sevdiğinin fistanına bir kez dokunmak için onun yakınından geçmeye çalıştın mı çocuk..?
Bak işte biz sevmeyi, sevilmeyi buzdolabında bulmadık, biz kerpiç duvarlar, hasır tavanlı evlerde büyüdük, oyunu küllüklerde oynadık, telden araba, traktör lastiğinden gıllak yaptık, biz aşkı da, sevdayı da onun özüne dokunmadan yaşadık. Şimdilerde siz buna tepeden bakıyorsunuz ya, biz bunun için gideriz her bayramda köyümüze, köyüme belki bir hatıramızı bulurmuyuz diye, ama her şey senin gibi olmuş çocuk, her şey sen gibi anlık olmuş.
Biz her bayram aslında hatıralarımızı bulmaya gideriz köyümüze. Ama giden gitmiştir, geçen geçmiştir, biz hep hatıralarımızı görmek avuntusu ile avunuruz çocuk, biz bunları özleriz.
‘’ Özlediğin, gidip göremediğindir; ama, gidip görmek istediğin.
Özlem, gidip görememendir; ama gidip görmek istemen
Özlediğin, gidip görmek istediğin ama gidip göremediğindir
Özlem, gidip görmek istemen ama, gidememen, görememen, gene de istemendir ’’
24/8/2018 ilhan Kavaklı