Hikâyeler vardır. Yazılır, okunur ama fark edilmez. Yıllar geçer bir gün ansızın önümüze çıkar, sizi çarpar, sırılsıklam bir mana sağanağının altında kalırsınız. Bugün böyle bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum. Alman besteci Mendelsshon’un büyükbabası ve büyükannesinin evlenme hikâyesi.

Moses Mendelsshon kısa boylu kambur ve çirkin bir delikanlı. Hamburglu bir iş adamı Mosen’i akşam yemeği için eve davet eder.

Delikanlı zili çaldığında kapıyı işadamının Frumtje isimli dünya güzeli kızı açar.

Genç Moses kızı görür ve vurulur. Ama kız, genç delikanlının çirkinliğinden ürkmüştür. Onun içinde yemeğe gelmeye cesaret edemez.

Moses işadamı ile yemeğe oturur ama yemek mi onu, o mu yemeği yer bilemez. Sevda yelleri esmektedir. Her kapı açılışında gelenin Frumtje olacağı ihtimali aklını başından alır. Yemek biter kız gelmez. Vakit ayrılık vaktidir. Genç Moses, iş adamına yemek için teşekkür eder. Arkasından

-         Efendim izin verirseniz hanımefendiye Allah’a ısmarladık demek istiyorum.

-         Buyurun

Moses ikinci kata çıkıp genç kızın odasının kapısını çalar.

-         Buyurun. Moses kapıyı açtığında, genç kız odasının penceresinden dışarıyı seyretmektedir.

İlk karşılaşmanın tedirginliği devam etmektedir. Aynı çirkinliği tekrar görmemek için dönüp genç Moses’e bakmaz. Moses tüm cesaretini toplar;

-         Hanımefendi evliliğin kutsallığına inanır mısınız?

Genç kız dönmeden cevap verdi.

-         Elbette inanırım ya siz?

-         Bende inanırım. Bilir misiniz? Allah bir erkeği yaratırken onun nasibine bir de kadın yaratırmış. Benim nasibim olan kadın; kambur, kısa boylu ve çirkindi. Ben buna razı olmadım. Allah’ a yalvardım. Dedim ki; Yarabbi o bu kamburu ve çirkinliği taşıyamaz, bu tam bir trajedi olur. Onun kamburluğunu ve çirkinliğini bana ver, güzellik ona kalsın. Bilir misiniz ben yıllardır size ait olan kamburu ve çirkinliği taşıyan adamım.

 

 

Bu sözler genç kızın bütün dünyasını kaplar. Gördüğü tek şey kendisine aşkla bakan pırıl pırıl bir çift gözdür. Ne kambur kalır ne boy, ne çirkinlik.

Başlayan arkadaşlık evlilikle neticelenir.

Frumtje mutlu bir evlilikle borcunu ödedi. Pekâlâ, biz şöyle düşünebiliyor muyuz?

…….

Doktorum. Hastam var

Şöyle düşünüyorum. Yarabbi belki de bana ait olan hastalığı taşıyan bu insana karşı benim merhamet borcum var. Yıllardır bana ait olabilecek bu yükü taşıyan insana ben elimden geleni yapmalıyım.

Sokaktayım. Adamın akılsızlığı canınızı mı sıktı?

Yarabbi bana ait olabilecek bu “kavrama kabiliyeti azlığı özrünü” taşıyan adama benim vefa borcum var. Benim akılsızlığımı taşıyan bu adam için elimden geleni yapmalıyım.

Fakir mi gördüm.

Yarabbi bana ait olabilecek fakirliği, muhtaçlığı benim adıma yıllardır taşıyan adama benim borcum var. Onun zenginliği bende, benim fakirliğim onda. Elimden geleni yapmalıyım.

O zaman gönül gözümüzle bakmalıyız çevremize, gönül gözümüzü açık tutmalıyız

Gören göze, işiten kulağa, hisseden gönle, selam olsun

Ne diyor üstat Ramiz Rövşen

Beni de yola saldı söz

Ben gittim size kaldı söz

Yine taptaze kaldı söz

Ben sözün tozunu aldım.