TILSIMLI ÜZERLİK TESBİHİ
Bir anlam veremiyordum.Anlatsam, bahsetsem beni kınayacaklarını, ayıplayacaklarından korkuyordum.Geceler kabus olmuştu bana. Nereye kadar... bir dur durağı yokmuydu bunun.Bu gece korkmalarım niye vardı. Ve sadece bana nasip olan bir özellikmiydi?..
Ne gece lambası ve ne bir gaz lambası olmayan zifiri karanlıktaki odalarda uyuma zorunluğuyla sabahları zor ederdim.
Bu görünen karaltılar; o küçüklüğümün geçtiği ev için söylenenleri haklı çıkarıyordu sanki
Benim en güvenli limanım annem, beni sonunda; gece korkanların korkularını, elindeki TARKİ isimli iple alan ATKE SILTON’a götürmüştü.Bende ; ipi boynuma, omuzlarıma bağlayıp düğümleri dua ile çözmesini, büyük bir umutla takip etmiş, bir rahatlığın içime sindiğini hissediyordum.
Böyle gece korkularımın olmasına rağmen ,KUŞÇA köyünden, biz torunlarını ziyarete gelen anneannem ATKE ADUL’dan korkulu masallar anlatmasını; keçi kılığına giren cinlerden bahsetmesini heyecanla isterdik.
__Yavrularım gece korkarsınız, hayır anlatmıyacağım!.., dediğinde, yarı ağlamaklı ısrarla anlatmasını isterdik. Çatıya çıkılan tavan kapısı hep açıktı, iki katlı evimizin üst kattaki odasında.Her o oda’ya girdiğimizde, nedense gözüm oraya takılırdı, odaya doluşan çocukların arasından. En son mahalle çocukları o oda’da gürültü yaptığımızda, ablam kızmış;
__Çıkın çocuklar, hadi gidin dışarda oynayın! Dediğinde gözüm tavandaki o kapıya takıldı.Başında turuncu bir sarığı olan ihtiyar bir adam bize bakıyordu.
__Merık Merııık!!.. Adam adaaam!! Bir adam var orda diye bağırınca, ablam kızmış;
__Merke çiyye, ne adamı, adam madam yok, çıkın hadii!! Deyince; faltaşı gibi açılmış gözlerle çıkmıştım ordan.
11 yaşımda en güvendiğim limanım annemin vefatından sonra, iyice kol kanatsız kalmıştım, o korkulu gecelerde.Annemle beraber yatmaya alışmış ben, onun yokluğunu babamla doldurmaya çalıştım. Ve onun yatağında yatıyordum. Gündüzleri onunla beraber dükkanımızda zamanı geçiriyordum.Dükkanda zaman geçirmem, babamın arkadaşlarını ve akrabalarımızı tanımama sebep olurdu ve ihtiyar amcalardan eskilerden hikayeler anlatmalarını ve özellikle cinperi hikayelerini anlatmalarını isterdim.Hem korkuyor ve hemde o konularda meraklı oluyordum.
Babam dükkana bakmamı öğrenmem için, ikide bir, çarşıda tur atardı.Babamın ihtiyar halası vardı.Dedem Kaki Kol’ın kardeşi olan MATKE ZAXE ile o zaman tanıştım.Yeniceoba’ya en yakın yayladan; MOLA KELO’dan gelirdi.O’na’’ ocağı kör’’ derlerdi.Çocukları iki üç yaşına gelince hep ölüyorlardı.Belki basit bir apandist ameliyatı olacakken; ‘’Kuru sancı’’ hastalığı deyip, o yoklukta, vasıtasız o günlerde ölüme hep terkederlerdi.. Bu yüzden çocuksuz kalmıştı. O acıyı hep içine attığını, onun bu acıyla taziyelerde hep ağıtlar yaktığını herkes biliyordu. Köyün en tanınmış ; AĞIT yakan anlamında ŞORA’sı olmuştu. Taa civar köylerden çağırır, gelip alırlardı, ağıt yakması için.
Kocasıda ihtiyardı ve kışladaki biz akrabalarına haftada bir ziyarete gelirdi.Kime gelmişse , o akrabası onun banyosunu yapar, hizmetini yapar, hediyelerini verir, uğurlarlardı.
Onunla tanışmam dükkanımızda olmuştu.O’na hep gofret verir, beraber sohbet ederdik. Bir gün dükkanda HASİ KARAKE isimli bir ihtiyar amca ona hitaben;
__Zaxe! Ne istiyorsan al ye , ben öderim! Deyince ben;
__Bu dükkan Matke Zaxenin , ne isterse onu alır yer. Senin almana gerek yok! diye çıkışda bulununca, bu Matke Zaxe’nin hoşuna gitmişti. Daha sonraları ; bu hareketimi her yerde anlatmıştı.
Ablam Döne onun hakkında enteresan bir şey söylemişti. Onun banyosunu yaparken ,başının tepesinde beş parmak izi olduğunu, ve ordan saçın bitmediğini söylemişti. Ben merakla kendisine sormak için günleri saymıştım. Nihayet bir gün gene dükkana gelince;
__Mate başında beş parmak izi varmış, görebilirmiyim! Diye sorunca;
__Boş ver şimdi.. Kim söyledi bunu sana!
__Ablam Döne... deyince, etrafına bakıp başındaki KITON’ı geriye çekip;
__Çabuk bak.. diye fısıldadı. Ben büyük bir merakla yaklaşıp baktım. Beş parmak izi vardı ve saç orda bitmemişti, yada dökülmüştü.Büyük bir ürpertiyle geri çekildim.
__Nasıl... nasıl oldu bu?! Diye sormuştum heyecanla.
__Boş ver korkarsın şimdi..
__Hayır korkmam, ne olur anlat! Dedim.Matke Zaxe;
__Kelo yaylası ile Yeniceoba arasındaki o tepeler , karanlık basınca pek tekin değildir. Naysızlar deve kılığında insanlara musallat oluyorlar bazen orda.Bazen evime gitmem akşam vaktine dek gelince, ordan geçmek zorundaydım. O akşamın birinde oldu.Tepenin ardına varınca, kulaklarım uğuldadı, gözlerim kararır gibi oldu. Tam o anda başıma biri şiddetlice vurdu.Büyük bir panikle kendimi zar zor yaylaya attım.Önceleri farkına varmadım. Ama bir gün beni banyo yaptıklarında, başımda beş parmak izi olduğunu söylediler. Ve orda saçlarımın döküldüğünü söylemişlerdi. Ama artık korkmuyorum ordan geçerken.
__Yani artık korkmuyormusunuz, ordan yanlızmı gidiyorsunuz! Diye heyecanla sordum.;
__Evet çünkü bende TILSIMLI ÜZERLİK TESBİHİ var.....
Yaa......Bakabilirmiyim!? deyince, kaftanının sol tarafına elini götürdü. Bir namaz takkesi çıkardı.
__Bak , ama kimseye söyleme... diye fısıldadı. Nazikçe takkeyi açtı. Üzerlik meyvesinden bir tesbihti.
__Bunu bana kardeş gibi sevdiğim EBIRCA’nın hanımı verdi.
__Bunun özelliği ne Mate!?...
__40 sabah namazı için alınan abdest suyuyla sulanmış özerlikten yapılmıştır. Ebırca bunun sayesinde çobanlık yaparken kurtlara koyun yedirmemiş ve onu cinlerden korumuştur.
__Mate bende geceleri korkuyorum, banada yaparmısın! Demiştim heyecan yaparak!?..Dükkana aniden bir müşteri gelince Matke Zaxe özerlikten tesbihini geri koymuştu koynuna.Müşteri gittikten sonra EBIRCA’nın hikayesini anlatırmısın! Diye sorunca, etrafına bakıp aceleyle anlattı.
__Ebırca o zamanın ağaları olan KARTO’ların çobanıydı.Birde DOJU dedikleri bir yardımcısı vardı.Bir gün bir gece vakti çöldeyken beyaz elbiseli bir gelin peydah olmuştu , bu Ebırcanın yardımcısına. Çoban onu yakalamak, ve kim olduğunu bilmek için onun peşinden koşmuş. Kız aniden kaybolunca, çoban onun cinperi kızı olduğunu anlamıştı.Büyük bir korkuya kapılıp Ebırcaya koşmuş;
__Ben rahatsız oldum... Benim hemen eve gitmem lazım!!.. deyip Karacadağ mevkisinde olan evine doğru yol almıştı. Aynı gece Ebırca yemek için iki taşın üstüne tenceresini koymuş pilav pişirirken, uzaklardan gelen bir kadının sesini duymuş.
__Eyy Ebırcaaa! Senin arkadaşın benim geline kötülük yaptı, nerde o! Onun cezasını vereceğim!. Deyince Ebırca onun Cin karısı olduğunu anlamıştı. Ama cebinde TILSIMLI ÜZERLİK TESBİHİ vardı. Cesurdu ve hiç bozuntuya vermedi. O güvenle korkmadan ihtiyar cinniye;
__Hele yaklaş beraber pilav yiyelim...demişti.Cin karısı onun yemekte BESMELE çekeceğini biliyordu. Ve bu onun mahvolmasına sebep olurdu.
__Ama Besmele çekmiyeceksin yemeğe başlarken!! Deyip yaklaştı.Ebırca tencereyi tandırdan indirdi ve;
__Buyrun yemeğe, dedi CADI karısına.Ve birden Ebırca;
_-Bismillahirrahmanirrahim!! Diye besmele çekince, Cin karısı tencereye tekme vurup, kor halindeki ateşi avuçlayıp Ebırcanın suratına savurdu.Ebırca Üzerlik tesbihini çıkaraıp iki eliyle tuttu. Birden 5 simsiyah heybetli köpek peydah oldu. Cadı karısı;
__Ne olur beni bu köpeklerden kurtar diye yalvarmaya başladı. Ne olur o tesbihi cebine koy, yoksa bu köpekler beni parçalayacaklar!! Diye avazı çıktığı kadar bağırmıştı.Ama Ebırca 40 sabah namazı abdestiyle, dualarla sulanan tılsımlı üzerlik tesbihini ona doğru tutmuştu.’’ GOLE EBIRCA ‘’ Ebırcanın gölü dedikleri o küçük göl kenarında oluyordu bu olay. 5 simsiyah köpek, o gölün kenarında cin karısını parçalarken, göl kıpkırmızıya boyanmıştı. O olaydan sonra Ebırca çobanlığı bırakmıştı.
__Peki bu tesbih sana nasıl nasip oldu.
__Su deposunun arkasındaki tepelerde başıma cinlerden biri vurunca, Ebırcanın hanımı; artık Ebırcanın tesbihe ihtiyacı olmadığını, benim korkmamam ,çin bana verdi.Vasıtamız olmadığı için gitmem akşama kalınca ,artık korkusuzca ordan geçebiliyorum, demişti.
__Mate ben geceleri korkuyorum, benim içinde bu tesbihle dua edermisin, belki korkum geçer!
__Tamam oğlum, senin için bu tesbihle her gün dua edeceğim inşaallah! Demişti.
Onun güvencesiylemi, yoksa bana ettiği dualarlamı bilinmez, korkularım seyrekleşti ve deliksiz uyku uyumaya başladım. Onda annesizliğimi unutturan bir sevgi buluyordum. Ve beni her gördüğünde sarılır, nemli gözlerle benimle konuşurdu. O’da çocuklara olan sevgisini bana gösreriyor, oğlu gibi, seviyordu.
Artık iyice ihtiyarlamıştı. Ve benim askerliğim gelip çatmıştı.Beni dükkanımızda uğurlamıştı.
__Yavrum... Güle güle git,senin için hep dua edeceğim üzerlik tesbihimle... derken sesi titriyordu ve ağlamaklıydı.
Benim günlerimi TESKERE alana kadar saymış ve benim gelişime günler kaldığını söylemişti hasta yatağında.Herkes onun ölüm döşeğine yattığını biliyordu.
Ben İSTANBUL’da askerdim. Ve teskere alacağım günlerdi. Boğazın her iki yakasında, köprünün ayaklarına yakın yerde askerlik yapıyordum. Bir yakası KURUÇEŞME, diğer yakası, ana merkez olan taburumuzun bulunduğu NAKKAŞTEPE isimli mevzilerdi.Köprüyü OERLİKON toplarıyla korumak için kurulmuştu o mevziler.Kuruçeşmeden tabura TESKERE almaya gidiyordum.Köprüyü otobüsle geçmiş, köprünün ayaklarına yakın durakta inmiştim. Nizamiye kapısı çok uzaktı. Ve ben kestirmeden ,yukarda kalan tabura yokuş yukarı, kestirmeden gitmek için ağaçlık yamaca tırmandım.Amacım ordaki tel örgüden atlayıp içeri girmekti.Halen asker kıyafeti üstümde olduğu için, nöbetçiler bir şey demezler diye düşünüyordum.Ter içinde sırılsıklam, tel örgüye vardım.Orda, başlarında nöbetçi subayıyla beraber, asker arkadaşları görünce, onlara görünmemek için saklandım. Ve daha uzaklardan dolanıp, ordan giderim düşüncesiyle ormanın içlerine doğru gittim. Artık ormana iyice dalmış, geriye dönmem imkansız olmuştu. Ne yapıp edip tel örgüye varmam gerekti. Sonunda uzaklardan tel örgüyü farketmiştim.
Yemekhaneden artan ekmeklerin ve pilavın öbek öbek atımış olduklarını gördüm. Ve sürüyle başıboş köpeklerin, bu artık yemeklere üşüştüklerini gördüm.Bazende birbirleriyle dalaştıklarının seslerini duyuyordum. Beni farkettiler. Ve birden büyük bir hırsla havlamaya, bana doğru koşmaya başladılar.
Artık sonumun geldiğini düşünüp, büyük bir acıyla tel örgülere koştum. Bir yandanda;
__Hooşşt , hooşşt!! Hoooşşt!! Diye, korkuyla bağırıyordum. Birden bire 5 heybetli simsiyah köpek peydah oldu. Başı boş, sürüyle bana doğru koşan köpeklerle arama girip, onlara hiddetle havlayıp saldırdılar. Köpeklerle arama duvar olmuş ve heybetli duruşlarıyla köpeklere saldırınca, köpekler çil yavrusu gibi dağılmışlardı.
Ben arkama bile bakmadan tel örgülere varmış, tırmanırken, tel örgü nöbetçisi;
__Çabuk atla kardeş, bu tarafa. Ölümünemi susadın! Burası aç köpeklerle dolu. Verilmiş sadakan varmış, yoksa seni parçalarlardı! Diye bağırıyordu.
Ben , aklımda Ebırcanın cin karısına saldıran 5 simsiyah köpeği ve matke Zaxe’nin TILSIMLI ÜZERLİK TESBİHİ olduğu halde, karmaşık duygularlaTESKERE’yi almaya gittim.
Allahın izniyle, Ebırcayı koruyan 5 simsiyah köpek, benide korumuşlardı. Bunu yanlız ben ve belkide Matke Zaxe biliyordu.Gidince, ona bundan bahsedecektim. Büyük bir tehlike, büyük bir korku atlatmıştım.Keşke ilk tel örgülere geldiğimde, nöbetçi subayına ;’’kestirmeden geldiğimi ve izin verirse tel örgüden atlamak istediğimi söyleseydim,’’diye hayıflanmıştım devamlı.Ama sağ salim teskere alıp , köye gelmiştim.
KELO YAYLASI’na gitmek istiyordum bir an önce. Matke Zaxe’nin yatağa düştüğünü duymuştum.Vasıtamız olmadığı için, hemen gelir gelmez gidememiştim. Kelo yaylasında kalan Sami Bardakçı isimli bir arkadaş;
__Niye Matke Zaxe’ye gitmiyorsun! Kendisi ölüm döşeğinde ,hep seni sayıklıyor!’’İsmail gelmeden ölmem!...’’ diyor devamlı... Bunu duyunca, panik içinde köyün taksicisi MAHMİ ÇİWE’nin taksisini kiraladım. Soluğu onun yanında aldım.
Beni görünce gözlerinin yanından yaşlar aktı.
__Geldinmi oğlum....? diye fısıldadı.Artık ölsemde gam yemem. Üzerlik tesbihiyle sana hep dua ettim.... dedi derinden gelen bir sesle. Yarı uykulu bana baktı... baktı... Tatlı bir bakışı vardı.. sevgi dolu...Öylecene bakakaldı...O an TILSIMLI ÖZERLİK TESBİHİ aklıma gelmedi değil. Ama isteyemedim, soramadım.....
Ertesi sabah Allahın rahmetine kavuştu. ‘’Sanki ismaili bekliyormuş ölmek için! Diyorlardı komşuları birbirine.
O gün bu gün ona hep fatihalar yollarım. Başkasına bir gönderirken, ona üçer yollarım. Çünkü onu düşünen kimsesisi, oğulu, kızı yoktu. Bir ben kalmıştım, onun oğul olarak gördüğü....
Bende 40 sabah namazı abdesti suyuyla bir üzerliği sulayıp, meyvesinden 99 ‘luk bir tesbih yapmayı hep düşündüm. Yolumuz Avrupaya, gurbet ellere düşünce, bu amaç hayallerde kaldı. Ama şu bir gerçektiki; kendim o 5 simsiyah köpeği görmeseydim, buna bende inanmıyacaktım. Ama asıl kaynağı dururken, KURAN’daki sureler, FELAK ve NAS sureleri dururken, bir takım şeylerden medet ummakta pek akla yatkın değil tabi. En iyisi Allaha sığınmak ve direk ona , onun ayetleriyle, ona yakarmak. Sonuçta ÜZERLİK TESBİHİ’de ,o namaz için alınan abdest suyundan ve okunan ayetleriyle boy vermedimi?...
Rabbim bizi kötülüklerden korusun ve ayetlerinin suyu hürmetine, bereketini, selametini üstümüze yağdırsın inşaallah......
BIRONGO.
21-EKİM-2018
PAZAR
(Umarım beğenirsiniz sevgli öykü sever kardeşlerim)