ÜÇ YUMURTA
Kendisinde gücün bittiğini hissediyordu.Hanımı ORE’nin ölümünden sonra çocukların geleceği onu korkutmuş, hayat mücadelesine pes edişini hissettirmiyordu ama; eninde sonunda yıkıldığını, yaşama karşı kavgadan korktuğunu herkes anlamıştı. HACO’ya güvence veren, yaşama sevinci pırıltısı aşılayan oğlu SOLİ’nin okuyup, iki kardeşinide okutup, yaşama tutturmaya olan inancıydı.
Orta okula hep bu ümidle göndermişti onu.Bir öğretmen olmasını, annesinden yadigar iki kardeşinide yanına alıp, kol kanat germesini istiyordu.Kendisinin bu ihtiyar haliyle bunu sağlayamıyacağını biliyor, oğlunun bu görevi üstleneceğini sanıyor, bu sebeple sabah erkenden kalkıp onun kahvaltısını hazırlıyor, dışarıya kadar onu uğurluyordu.
__Oğlum okumalısın. Amelelik, el kapısı seni bitirir, dayanamazsın. Bu ihtiyar halimle size hayırım olamaz. Yavrum Allah zihin açıklığı versin, okuyacaksın Solimm.....
Soli, ihtiyar babasının kendisi için beslediği ümidi kırmayacak, derslere sırf bunun için dört elle sarılıyordu. Biri kız, biri erkek kardeşlerinin ikiside zihinsel engelliydi. Ve ancak kendisinin onlara yardım edebileceğinin idrakindeydi.
Soluk gaz lambasında sabahlara kadar çalışması, direnç göstermesi hep bu yüzdendi. Bunun neticesinde ilk yılında eve teşekkürle gelmişti. Eve kadar koşturmuş, bahçedeki kayısı ağacının bitişiğinde, oturmak için getirdikleri taşta bekleyen babası Haco’ya gururla teslim etmişti.Haco , hanımı Ore’nin ölümünden sonra hep bu kayısı ağacının dibindeki taşa oturur, sessizce; hanımı var gibi onunla konuşurdu. Oğlu Soli’nin elinden teşekkürnameyi aldıktan sonra, gene konuşmalara dalmış, hanımına gösterir gibi, kağıda sulanmış gözlerinden dolayı bulanık bakıyor, dudakları titriyordu. Soli çardağin önünde; babasının iki eliyle tuttuğu başarılarla dolu karnesine bakıp kalakaldığını görmüş, duygulanarak içeriye girmişti. Salondaki pencereden görünen babasına bakıp;
__Baba seni hep mutlu edeceğim...Sırf senin için ve... ve kardeşlerim için uykumu harap edeceğim. Maaşım olacak ve ele güne muhtaç olmadan yaşıyacağız...
Geçim sıkıntısı çektiklerini biliyordu. Yağmurlar olduğunda tarladan aldıkları mahsul kendilerine yetiyordu. Ama ya kuraklık olduğunda.... Yağmursuz geçen nisan ve mayıs aylarından sonra ekinler tarlada kalıyor, biçmek masrafına bile girilmiyordu.
Okumak ,bir meslek sahibi olmak öylemiydi. Her ay başı garanti maaşı vardı.Babasının kendisine böyle dört elle sarılmasını anlıyor, ve onun bu kadar yürekten okumasını istemesinin, engelli iki kardeşine kol kanat germesini istediğinden dolayı olduğunu biliyordu.Daha şimdiden mahalle arkadaşları onlarla alay ediyor, oyunlarına katmıyorlardı. Derslerinde başarılı olmak için, takdirnameyle gelmek için oyun oynayan arkadaşlarına katılmıyor, derslerine dört elle sarılıyordu.
Okulda bile uzun tenefüste dışarıya çıkmıyor, okula yakın fırından herkes gibi gidip yarım ekmek bile almıyordu. Kitaplarına öylecene dalmışken ,okul arkadaşlarının dışardaki bağırışlarının sebebini öğrenmek için kalkıp pencereye yöneldi. Bir kalabalık vardı ve okula yeni gelenlerin kim olduklarını anlamıştı.Okulca aşı olacaklardı. Türkiye genelinde bulaşıcı ve tehlikeli bir hastalık için bir aşı kampanyası vardı , ve aşı olmak mecburiyeti vardı.Demek sıra kendilerine gelmişti.
Kasabanın sağlık ocağındaki doktor ve kasabanın EBE’side gelmişti. Ya yanındaki gençkız kimdi?..Kitaplarını topladı. Zaten uzun tenefüs zamanıydı. Tam dışarı çıkarken onlarla karşılaştı. Zaten ayak seslerinden yaklaştıklarını anlamış, bilerek karşılarına çıkmıştı.O genç kız dikkatini çekmişti. Uzun ve düz saçları omuzlarına kadar dökülüyordu. Göz göze geldiler. Saçları ürperdi. Yukardan aşağı soğuk bir ürperti kendisini sarmıştı. Sağlık ocağı doktoru, Ebe ve kendisini sarsan kız, müdür odasına geçtiler.
Az sonra anons yapıldı. Herkesin okul önünde toplanmasını ve aşı için hazır olmalarını isteyen müdürün sesiydi. Herkeste bir heyecan, kimi kızlar ve gençler şimdiden kesik kesik ağlamaya başlamıştı.Bazılarıda kendilerinin ne kadar cesur olduklarını göstermek için, kendilerini öne atıyorlardı.Nihayet isimleri okunanlar, merdivenlere çıkıyor, sıyırdıkları kollarını uzatıyor, öte tarafa bakıp bir an önce kurtulmak istiyor gibiydiler. Çoğundaki bu heyecan aşı korkusu değil, Ebe’nin yanındaki, upuzun düz saçlı kızı yakından göreceğindendi.
SOLİ, sırası gelene kadar kalbi çarpmış, yerinden çıkacak gibi olmuştu. Genede ismi okunduğunda hiç telaş etmemiş, belki kıza kendisinin ne kadar korkusuz olduğunu göstermek istiyor gibiydi. Aşı olana kadar ona bakmış, yarı gülümsemeyle kızın gözlerine bakakalmıştı. Kız’da ondan gözlerini ayırmadan bakmıştı.Sanki ona cevap verir gibi, sanki o’da ondan hoşlanmış gibi bakmıştı.
Aşı bitene kadar Soli, uzaktan kıza hep bakmış, bu kadar çabuk aşık olabidiğine kendiside şaşırmıştı.
Eve dönerken karışık duygular içinde kalmıştı.Bir yanda ihtiyar babası ve iki zihinsel engelli kardeşleri ve gelecekleri için kazanmayı düşündüğü mesleği öğretmenliği düşündü.Diğer yanda kendisine gülen gözlerle bakan Ebe’nin kardeşi...
İkisinide götürebilirdi... Aşık olmasından ne çıkardı. Kendisinde hem okuma ve hemde aşık olma gücünü buluyordu.
Ama öyle olmadı...Artık gece boyu çalışma yerine, sabaha kadar o kızı düşünüyordu. Sonunda o kızın peşinden koşmaya başladı. Kız’da ona cevap veriyor, hatta gizlice konuştuklarıda söyleniyordu.
Artık hafta sonları kızla anlaşıyor, kasaba dışına ilçe’ye gidiyorlar, beraber dolaşıyor, birbirlerine evlilik vaadlerini bile veriyorlardı.
Kasabada herkes onları konuşuyor; zavallı Haco’nun bundan ağlamaklı yakındığını, oğlunun düştüğü durumdan dolayı bitkin hale geldiğini anlatıyorlardı. Soli, kendisini bu aşktan kurtaramamış, aşkını kardeşlerine ve babasına yeğlemişti. İçkiyede alışmıştı. İlçeye gitmelerden sonra kız onu alıştırmıştı. Eve çoğu kere sarhoş gelmeye başlamıştı. Annesinden kalma ziynetleri babasından gizli, ilçede bozuyor, kızla gününü gün ediyordu.
Babası Haco; onun düştüğü bu durumunu beğenmediğini, kızı bırakıp, kendisini okuluna vermesini çok istedi. Ama bunu çok beklemişti. Çünkü Soli kararını vermişti, o kızla evlenecekti.
Kasabada herkes onlardan bahsederken, Ebe’nin tayini çıktı. Tabi Soli bunu duyunca üzülmüş, karamsarlık onu bürümüş, kendisini içkiye , RAKI’ya dahada vermişti. O’da Ebe’nin kardeşinin peşinden gitmeyi düşünüyordu.
Askere sevk kağıdını çoğu arkadaşı okuma nedeniyle tecil etmişti. Babası kızdan ve içkiden kurtulması için kendisine baskı yapıyor, tecil etmemesini, okumasından ümidini kestiğini, yeterki bu beladan kurtulmasını istiyordu.
Haftalarca kayboldu Soli. Herkes onun bir daha gelmiyeceğini, hayırsız çıktığını ve göz göre göre ihtiyar babasını ve iki zavallı kardeşini terkettiğini söylüyorlardı.Ama gidişatdan memnun olmayan Filiz isimli kızın ablası ,Köyün ebesi buna dur demiş, kardeşine baskı yapıp, sonlarının pekte hayırlı olmadığını anlatıp, kardeşini caydırmıştı.
Soli, sevdiği kızın ona; bir daha bir araya gelemiyeceklerini, bu aşkın bir hevesten başka bir şey olmadığının cevabını alınca, köye dönmüş, kendisini iyice içkiye vermişti.Her kes onun hüsrana uğrayıp babasına geri dönüşüne seviniyordu.
Babası Haco onu bir ümidle askere yolladı.Her şeye sıfırdan başlayabilir, askerlikte oğlunun kendisini toparlayacağından emindi. Haco, oğlu teskere alana kadar, bu ümidini kaybetmiyecekti.Yeterki biricik umudu, oğlunun,o kızı kafasından atmasını istiyor ve bundanda emindi.Varsın okumasın, köyde çalışsın, yeterki kendilerine mukayet olsun , buna razıydı.
Soli için askerlik zor geliyor, kendisini bu badireden sıyıramamıştı.İçkiye kendini vermişlik ciğerlerini bitirmişti. Ve üstelik kızın hayalini nasıl kazıyacaktı yüreğinden.
Bir karakolda jandarma olmuştu. Jandarma çavuşu ,kendilerine yakın ALTINEKİN isimli köydendi. CENGİZ isimli çavuş kendisine yardım ediyor, onun düştüğü durumu , Soli’nin kendisinden dinlemişti.Ciğerlerinin iflas ettiğini anlamış, onu REVİR’e göndermişti.Onu teselli etmeye çalışmış, beraber fotoğraflarını çekinmişlerdi.Soli’nin;
__Babama bir hatıram olsun, bu askerlik resmim ona hatıra olarak kalsın...Bana söz ver Cengiz kardeş... Bu resimleri ona ulaştıracaksın...Nolur bana söz ver...
__Soli kardeşim, iyi olacaksın... Kendi elinle kendisine vereceksin.. Allahın izniyle iyi olacaksın canım kardeşim....
Soli, ömrünün buna yetmiyeceğini hissetmiş, büyük bir ürpertinin kendisini sardığını , artık kendisinden bir hayır gelmiyeceğini anlamıştı.
Bir sabah, revirden acele gelmesini istemişti Cengizden , o günkü nöbetçi subayı Yüzbaşı İsmail KIRKAN. Cengiz ‘’inşaallah korktuğum gibi değildir’’, diye acıyla mırıldandı. Yanılmamıştı... Daha topuk selamı verir vermez Yüzbaşı’sı;
__Soli sizlere ömür. Allah rahmet eylesin yavrum!... dedi
Cengiz’in yapacağı bir şey yoktu.Beraber çekindiği resimleri elinde, göz yaşları içinde;
__Onları babana ulaştıracağım sevgili kardeşim... Söz verdiğim gibi.. Ruhun şad olsun inşaallah...
Zaman acıları örtbas ediyor, ama acılar yüreklerde yerini alıyordu.Haco iki çocukla kalmıştı. Korktuğu başına gelmiş, bu kadarda çabuk olacağını hiç tahmin etmemişti.Köyde amelelerin arasında, elinde tuttuğu tırpanla iş bekliyordu. Elinden ot biçme işi gelebiliyordu. Yol boyu uzanan dikenleri biçmesi için kendisini taa civar köylerden gelip alırlardı. Çünkü bir tırpan işini yapabilen kendisiydi.. Eve ekmek parasını tırpandan çıkartabiliyordu. İhtiyar olmasına rağmen, alın teriyle kazanmak istiyor, kendisine yardım edeceklerin yardımını geri çeviriyordu.
Akşam üstü eve doğru yol aldığında, eski değirmene bitişik CAFE’den müzük sesi gelirdi hep. Oraya vardığında oturup dinlerdi. Bu şarkı ve türküler , içerdeki MÜZİK KUTUSU denilen makinadan gelirdi. Parayı içine attıklarında, seçtiği türkü ve şarkı anında çalardı.
Haco oraya varınca oturup, en sevdiği parçanın çalmasını hep beklerdi.
‘’DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM
YİNE TAZELENDİ YÜREK YARASI
BEN BU DERDE NERDE DERMAN BULAYIM
MEĞER DOST ELİNDE OLA ÇARESİ
EFENDİM BENİM, DERDİME DERMAN EFENDİM....
Çok beklemesine rağmen sevdiği bu şarkı çalınmamıştı. Bu şarkıyla kendisini rahatlamış hisseder, oğlunu düşünerek duygulanırdı. Baktı olacak gibi değil ,içeriye girdi.Cafe’nin sahibi onu görünce yanına kadar gelip karşıladı.
__Şeyy yavrum...Bende müzik kutusundan şarkı dinlemek istiyorum’da....
__Tamam amca, buyur... sizde oturun. İlki benden olsun. İkinci seferde üç lira atarsın makineye, istediğin şarkıyı dinlersin. Hangi şarkıyı dinlemek istiyorsunuz? Diye sorunca Cafe sahibi;
__DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM türküsünü istiyorum!... demişti.
Az sonra Haco istediği türküyü dinliyordu.Başı iki elinin arasında, gözleri dolu dolu, oğlu Soli’yi düşüne düşüne sabit bir yere bakakalmıştı.İki damla yaş yanaklarından süzülürken, şarkı bitmiş, yavaş yavaş dışarı çıkıyordu.
Cafe’nin sahibi sonuna kadar ona bakmış, izlemişti. Bir gün ihtiyardan hikayesini, derdini dinlemeyi isteyecekti kendisinden. Oldukça duygulanmış ona acımıştı yürekten.
İsmi MECİK olan cafe sahibi, civar ilçeden, KULU’dan gelip açmıştı. MÜZİK KUTUSU bir kendi cafesinde vardı ve millet çok rağbet ediyordu.Mecik ,kahveye gelenlerden, ihtiyarın askerdeki oğlunu kaybettiğini ve onun hikayesini öğrenmişti.
Artık Haco her akşam üstü gelmeye alışmıştı. Mecik ihtiyarı daha söylemeden istediği şarkıyı çalıyordu.Ona çok üzülüyor, biran önce onunla konuşmayı; ölenle ölünmeyeceğini anlatacak ve teselli vermeyi çok istiyordu.
Kurban bayramı gelip çatmıştı o günlerde.Haco bayram namazından sonra oğlunun mezarına uğramış, onunla konuşmuş, mezarın yanındaki boş yere gözü ilişmişti. Mezarcıya ölünce kendisini o boş yere gömmesini istemiş , yorgun argın yola düzülmüştü. Cafe’nin açılışına daha vardı. Bu gün oğlunu o şarkıyla yadetmeyi düşünüyordu ama hiç parası yoktu makinaya atacak.Evde tavukları vardı ve yumurtaları biriktirir, yemek işini bunlarla geçiştirirdi.Müzik kutusu için ÜÇ YUMURTA aldı. Üç lira ederdi.Yumurtaları ceketinin cebinde, Cafe’ye doğru yol alıyordu.Kırılmasınlar diye , Cafe’ye kadar avucunda tuttu onları.
Cafe sahibi Mecik onun geldiğini, yerde sürterek attığı ayakkabılarının sesinden anlamıştı.
__Gel amca, önce bayramlaşalım. Gene sabah sabah hüzünleneceksin bakıyorum..
__Yavrum.... Param yok... Şu üç yumurtayı alırmısın? Diyerek avucundaki üç yumurtayı uzattı.
__Amca bu günde benden olsun. Geri koy yumurtaları cebine!...
__Hayır, olmaz....Alacaksın. Yoksa dinlemeden giderim... Deyince Cafe’ci Mecik onun üzülmemesi için yumurtaları alıp 11.ci şarkıya bastı.
Az sonra Haco ,türküsünün çalmasıyla gene hüzünlenmiş, bu bayram sabahında gene şarkıyla oğlunu yadetmişti. Mecik için için üzülüyordu ona.....Ona açılmayı, yardım etmeyi çok istiyordu. Hele yerine birisini alabilseydi önce. Pencereye’’İŞÇİ ARANIYOR’’ anonsunu asmıştı.Hatta köyün en işlek pastanesinede ‘’CAFE’YE İŞÇİ ARANIYOR’’(Müracaat MECİK) diye anonsunu astırmıştı.Bayram için tatile çıkamamış, KULU ilçesine bu yüzden , yerine kimseyi bulamadığı için gidememişti. Bu bayram sabahında HACO amca kendisini gene duygulandırmış, onuda sıla özlemi sarmıştı.
Zavallı Haco’nun uzattığı yumurtaları, kendisine acı veriyordu.Oysa kendisi bedeva’ya, hüzünlenip teselli bulduğu parçayı çalmak istiyordu. Ama ihtiyar Haco amca, bunu kabul etmiyordu. Sonunda hep, yorgun argın giden onun ardından bakakalırdı.
Oğlu yaşasaydı belki o’da VEKİL ÖĞRETMEN olurdu diye düşündü. Çünkü öğretmen eksikliği nedeniyle liseyi bitirenler, hatta orta okulu bitirenler bile geçici olarak öğretmen olup, maaş alabiliyorlardı.Kendisinede vekillik için kart’ın geldiğini duymuş, ama artık kendi işi olduğu için kabul etmemişti. Kulu ilçesinden bu kasabaya gelip iş tutmuş ve oldukça iyi para kazanıyordu. Ama artık tek başına yetiştiremiyordu. Güvenecek birini bulursa yerine, ancak o zaman köyünede gidebilecekti.
Birden takım elbiseli, kıravatlı biri girdi içeriye. Hoş beşten sonra, köye yeni VEKİL ÖĞRETMEN olarak atandığını söyledi.
__Anonsu çarşıdaki pastanenin penceresinde görünce, ekstra iş için başvurmayı düşünüp, soluğu burda aldım ! dedi.İsminin CENGİZ olduğunu söylüyen genç, KONYA’ya bağlı ALTINEKİN köyünden geldiğini söylemişti.Askerliğini bitirince Vekil öğretmenlik için baş vurduğunu, tayini bu kasabaya çıkınca ek iş için kendisinin yanında çalışabileceğini söylemiş, anında Mecik o’nu işe almıştı.
Akşam ne yiyeceklerini düşünürken Cafe’nin sahibi Mecik ;
__Bizim ihtiyar şimdi üç yumurtayla damlar. Sana şöyle acılı bir menemen yaparım, bak gör!..
__Kim bu ihtiyar? Diye sordu, yeni gelen işçisi Cengiz.
__Oğlunu askerde kaybetmiş. O günden beri yasını tutuyor. Parası olmadığında üç yumurta getirip, on birinci şarkıyı, şu Müzük kutusundan dinlemek için, şu köşedeki masaya kurulur, şarkı bitene kadar hep ağlar!
Cengiz üzülmüş, yürekten hüzünlenmişti. Karmaşık duygular içinde, yanında ölen arkadaşı aklına gelmemiş değildi...
Akşama doğru Mecik’in dediği gibi olmuştu.Yerde ayakkabılarını sürte sürte gelen birinin ayak seslerinden Haco olduğunu anlamıştı Mecik.Evet oydu.. Gene titreyen elinde üç yumurta tutuyordu. Onu CENGİZ karşıladı.
__Amca benden olsun bu gün. Bu gün siftah yaptım yeni işime.Biliyorum on birinci şarkıyı istiyorsun, öğrendim.Hadi amcacığım koy o yumurtaları cebine!..
__Hayyııırr!!Yoksa giderim.....Bedevaya dinlemem , al....
Çaresiz Cengiz yumurtaları alıp, on birinci şarkıya bastı.İhtiyar Haco gene başı iki elinin arasında şarkıyı dinliyordu.
DERDİM ÇOKTUR HANGİSİNE YANAYIM
YİNE TAZELENDİ YÜREK YARASI
BEN BU DERDE NERDE DERMAN BULAYIM
MEĞER DOST ELİNDE OLA ÇARESİ
EFENDİM BENİM, DERDİME DERMAN EFENDİM...
Cengiz ve Mecik ihtiyar adama şarkı bitene kadar hüzünle baktılar. O ise başındaki muhtar kasketini yaşlarını gizlemek için aşağı çekip ,yavaş yavaş eve doğru yol aldı.
Mecik menemen yapmış, yeni işçisi vekil öğretmenle beraber sofraya oturmuşlardı.Cengiz;
__Neydi zavallı amcanın öyküsü, kime ağlıyordu öyle? Diye sorunca
__Zavallının oğlu askerdeyken ölmüş. O gün bu gün buraya gelip hep bu hüzünlü şarkıyı dinler, ağlar ve gider.
__Askerdeyken oğlumu öldü? Ben jandarma çavuşuyken yanıma gelen....Sakın... Sakın bunun oğlu olmasın. İsmi SOLİ’miydi yoksa!?
__Evet ta kendisi! Deyip heyecan yapmıştı Mecik.
Onun bende emaneti olan , beraber çekindiğimiz resimleri var!.’’.Babama ulaştır!’’ diye vasiyet etmişti. Haco amcama yarın sürpriz yapacağım geldiğinde.
__Aman ne yapıyorsun, zavallı ihtiyarı kalptenmi götürecen!?
__Ben yavaş yavaş, alıştıra alıştıra söylerim. Vasiyeti zaten rahmetli Soli kardeşimin...
Artık çok heyecanlıydı. İhtiyarın geleceğini biliyor, çokda zor olacağını, ama kendisinde o cesareti bulacağını ümid ediyordu.
Bir düğmeyle açılır kapanır, dört köşeli çantasında duruyordu o fotoğraflar. Bu vekillik işinde, yeni bir iş bulma işinde yoğunlaştığı için, o fotoğrafları yerine vermeyi unutmuştu. Haco amcanın bu fotoğraflarla teselli bulacağını, acısının hafifleyeceğini umuyordu.Büyük bir heyecanla o günü beklemiş ve nihayet ihtiyar Haco’nun gelişini uzaktan görmüştü.Mecik;
__Seninki geliyor...Aman gözünü seveyim alıştıra alıştıra... diye söyledi Cengiz’e.
Onu Cengiz karşıladı.
__Ooooo buyur amca.... Bakıyorum gene üç yumurta getirmişsin!
Haco yumurtaları taa uzaktan uzatarak yaklaşıyordu.Cengiz ona demli bir çay hazırlamış, oturduğu masaya o oturmadan koymuştu.Elinde bir kaç fotoğraf vardı.
__Otur amca sana bir sürprizim var, deyip yanına oturdu.. Şarkı çalmaya başladı.
__Amca ben senin rahmetli oğlunun asker arkadaşıyım...Haco şarkının çalmasıyla beraber sulanan gözlerini ovuşturup Cengizi net görünce;
__Sahi mii!!?? Diye şaşkınlıkla sordu.Cengiz elindeki fotğrafları uzatıp bak bakalım şu iki kişiye.. Kim bunlar?.. Haco titreyen elleriyle fotoğrafları tutup, uzun uzun baktı..Fotoğrafları kalbine bastırıp hıçkırıklara boğuldu.Gözlerini tek eliyle silip, ikinci resme baktı. İki eliyle silahı tutan oğlu Soliydi. Son resimde yarı beline kadar görünen, başında şapkayla görünen oğlu SOLİYDİ. Cengiz;
_-Amca onlar senin artık... Aylar önce bana vasiyetiydi. Nihayet kader yollarımızı bağladı, beni sana getirdi. Artık kendini üzme nolur.... Oğlun geri geldi.... Bana söz ver amca....Bir daha bu şarkıyı dinleyip kendini üzmeyeceksin tamammı amca...Bu hüzünlü şarkıyı dinlemek yok bir daha...
Haco yorgun argın kalktı. Minnetle oğlunun çavuşu Cengize sarıldı.
__Allah razı olsun. Bu resimleri çerçeveye koyacağım... Beni yaşama bağladın. Beni sevindirdin, Allahta seni sevindirsin...deyip Cengizin ellerini öpmek istedi. Cengiz onu tutup bağrına bastı.Sevgili asker arkadaşı Solinin hayali gözlerinin önünde, emanetini yerine vermenin rahatlığıyle Haco’yu sarmış, onu uğurlamıştı.
İhtiyar Haco elindeki resimlere bakıp bakıp yorgun argın gidiyordu....Bir daha’da müzik kutusundan şarkıyı dinlemek için gelmedi.Bahçesindeki kayısı ağacının altında, elinde biricik oğlunun resimleriyle hep göründü...Oğlunun geri gelişi gibi seviniyor, bağrına bastığı iki çocuğuyla beraber sevgi yumağı olmuş, hasretle ve bazende hıçkırıklarla resimleri öpüyorlardı.....
BIRONGO.
25-AGUSTOS-2018
CUMARTESİ
(Umarım beğenirsiniz sevgili öykü sever kardeşlerim)