BUKKE BORONE (Yağmurun Gelini)
1970 li yıllardı. Yeniceoba'da kışın karsız geçmesi milleti kara kara düşündürüyordu. Geçen senenin kurak geçmesi ve kış aylarında karın zinhar yağmaması çiftçinin belini bükmüştü.Allahtan ümid kesilmez diye çiftçi mahsülünü genede ekmişti.Beklenen nisan yağmurlarıda düşmemişti.Bu mayıs başlarındada yağmur yağmazsa, ümidini bu harmana bırakan millet iyice yoksullaşacaktı. Türkiyenin en geniş topraklarına sahip kasabası olmasına rağmen, Yeniceoba'da yağışlar olmadığında, bu büyüklüğü bir şey ifade etmiyor, bir çölden farkı olmuyordu .Çarşıda yol boyu ağaçlandırmalar sorumsuzlarca kırılıp sopa yapmada kullanılınca, evlerin aralarında dikilen ağaçlarda, başı boş ineklerce yenilip kırılması sonucu yeşillik bir türlü istenilen seviyeye gelmiyordu.Milletçe iyice dillendirilen; kumar oynatılan çadırlar bu kuraklığın bir sebebi olabilirdi.O çadırlar açılınca, millete eğlence çıkar, akın akın yola dizilirlerdi köyün dışında kurulan bu çadırlara.Yerde dizilen sigaralara halkalar atılır, halkanın içinde kalan sigaralar halkayı satın alıp atanın olurdu.Dikilen kağıttan hedeflere uzun namlulu tüfeklerle atış yaparlardı. Yedi hariç oyunu oynanırdı genellikle.Bu zar oyununda iki zarın toplamı 7 olduğunda millet kaybederdi.6+1=7, 5+2=7, 4+3=7 de kaybedilirdi. Bunun dışında gelen sayılarla kazanılırdı. Çok cazipti bu oyun ve millet elbette hep kaybederdi. Onlar gittikten sonra illaki kasırga çıkar ortalığı toz duman kaplardı.Son zamanlardaki bu kuraklığı bu kumar çadırlarına bağlıyan çoktu.Köyün ileri gelenleri bir daha bu çadırları Yeniceobaya sokmamayı istiyorlardı belediye Reisinden.
O günlerde hummalı bir çalışma vardı Yeniceobada.Yağmur duasına çıkılacaktı köycene.Belediye zabıtaları Baki Aslan ve Mustafa Demirel amcalar dükkan dükkan dolaşıyor, bulgur, yağ, ve çocuklara dağıtılmak üzere şeker topluyorlardı. Köyün zenginlerinden koyun keçi verende vardı.Belediyenin hopörlerinden ikide bir anons veriliyor; herkesi mezarlık alanına yağmur duasına davet ediyorlardı.Öğretmenler biz ilkokul öğrencilerinide tenbihlemişlerdi yağmur duası için toplanmamızı.Köyde Ğali Aşe Nuhe, Sadi Gödek amca, Mustafa Aslan, Muharrem Aslan amcalar, Köyün postacısı KARAKUŞ amca, Mahmi Sıngo ve babam Hacoy Kole ön ayak oluyorlardı.Okul hademeleri Hasan Bir ve Bayram Küçükköse'nin çok yardımları oluyordu.Toplanan yiyecekleri, kazanları bir traktörün remorkuna koymuşlar, mezarlık alanına götürüyorlardı.Mezarda olanların manevi desteğini almak için orda toplanılıyordu.Millet çarşıdan yavaş yavaş sökün ediyordu mezarlığa doğru.Mezara giden ana yol çocuklardan, kalabalıktan geçilmiyordu.Büyük bakır kazanların altında ateş yakılmış, gönüllü kadınlar pilav ve kavurma için hazırlık yapıyorlardı.
Dükkanların çoğu kapatılmıştı.Babamla ben henüz dükkandaydık. Her sene bu zamanlarda düzenli olarak Konya'dan gelen kalaycı ustası Ali usta ve çırağı benimle yaşıt oğlu Recep'de bizimle gelecekti.Babam onu Konyada Aziziye çarşısındaki dükkanından tanıyormuş.Bize öğüt verirken hep onu örnek gösterir, onu methederdi.
__Bak oğluda yanında meslek öğreniyor, ne yapsın ekmek aslanın ağzında, derdi bize.Okumamız için onların çektiği sıkıntıları bize hatırlatıyordu devamlı.Belediye zabıtaları Baki ve Mustafa Demirel bizim halen dükkanı kapatmadığımızı görünce,
__Hadi hadi, Hacoy Kole çarşıda kimse kalmadı, sen daha kapatmamışsın deyince, kalaycı Ali usta ve oğlu Receple yola çıkmıştık.Yolda Receple elele konuşa konuşa gidiyorduk.Babası Ali usta Recebin elini bırakmamamı onunla beraber gezmemi tenbihlemişti.
Mezarlık ve etrafı tam bir panayır alanına dönmüştü. Çoğu kimse yüksek sesle dualar okuyordu.Cami imamları laz kardeşler Lütfü ve Mehmet çocukların onları tekrarlamaları için yüksek sesle Omiiin, Allloh diye bağırmalarını istiyordu.Ben ve Recep diğer çocuklar gibi ellerimizi açmış, Omiiin!, Omiiin! diye dua ediyorduk.Kazanlar kaynamaya yüztutmuştu.Küçük küçük doğranmış etlerin fokurdayan kazanlardan yayılan kokusu burnumuza geliyor, bir an önce yeme isteği herkesde görülüyordu. Gönülden yemek pişiren KAWANİ denilen bayanlar, her düğün ve taziye evlerinde yaptıkları gibi maharetlerini gösteriyorlardı.Açılan sofra bezlerinin üstünde yufka ekmekleri yığınla duruyor, rahmetli Bekçi Süleymanın burgulu büyük bir bıçakla kestiği somun ekmekleri dağ gibi yığılmıştı.Fırından direk gelen bu taze somunların kokusu yayılmış iştahla bakıyorduk.Yavaş yavaş süzülüp gelen bulutlar milletde heyecan yaratmıştı.Yeniceoba'ya mevsimlik gelen amelelerde vardı.En nihayet Rahmetli Ğali Aşe Nuhe çocuklara avuç avuç pembe çizgili şakıri kavka, ve kabuklu fıstık dağıtıyordu.Bu arada nöbet tutan iki candarmanın ceplerinede köyün postacısı KARAKUŞ şeker fıstıkla dolduruyordu. Doğu illerinden gelen candarmalar SIPAS diyerek teşekkür ediyor, ''bardasta mırıyo kawa'' diye ölenlerin ruhuna deysin anlamında teşekkür ediyorlardı.Arkadaşım kalaycı çırağı Receple nasibimizi almıştık. Yumuşak beyaz kavka şekerini fıstıklarla karıştırıp iştahla yemeye başlamıştık.
Kazanlara yakın köyün ileri gelenleri bağdaş kurmuş oturuyorlardı. Önceliği köyün zenginlerine vermiş onlardan başlamışlardı yemek dağıtmaya. Fakirler ameleler, Yeniceoba'ya sonradan gelip yerleşmiş kardeşlerimiz kenarlarda kalmışlardı. Yüzlerinde mahsun bir ifade belli oluyordu.Çocuklar ve köyün ameleleride dairenin son halkalarında yemeğe uzaktan bakıyorlardı. Yufka ekmeğine kepçe kepçe etler ve bulgur pilavı koyuyorlardı. Köyün ileri gelenlerinden bize ve amelelere, fakirlere bir türlü sıra gelmiyordu.Köyün yerlileri, ileri gelenleri kazanlara yakın bağdaş kurmuş, kahkahalarla gülüyor, ellerindeki kalın kavurma ve pilav karışımı dürümleri iştahla yiyorlardı.Kalaycı Ali usta, kalaycı çırağı Recep ben ve ameleler ileriye atılmıyor, sıranın bize gelmesini buruk duygularla bekliyorduk.Dualar kesilmiş, millet habire ekmeğe, pilava hücum ediyorlardı.Boşalan kazanlar birbiri üstüne istif ediliyor, sıra bir türlü bize gelmiyordu.Bu gidişle geleceğede benzemiyordu.Çünkü sıra son kazana gelmiş, etrafında köyün yerlileri doluşmuştu.Amelelerde bir yılgınlık, Kalaycı ustası Ali ustanın yüzünde hüzün vardı.Babam uzaktan Baki amcaya seslenmiş,
__Bakii bizde varız ha!!, Ali ustayı unutmaa !demesine Zabıta memuru Rahmetli Baki amca ellerini iki yana açmış, elinden bir şey gelemiyeceğini ima ediyordu.Kazanlarca pilav kavurma ve ayranlar bittiğinde ezik yüreklerin kalışı kimsenin umrunda değil gibiydi. Çaresiz fakir fukaralar hüzün içinde ellerinde şeker fıstık ve ceplerinde torunlarına sakladıkları pembe çizgili kavka beyaz şekerler olduğu halde mezarlıktan çarşıya inen ana yoldan gerisin geri gidiyorlardı.Geride yemekten sonra yakılan sigaraların dumanı, bulut olmuştu sanki ve kahkahalar duyuluyordu her bir taraftan.Yeniceobalılar yavaş yavaş mezarlık alanını terkediyorlardı.Pek azı dışında herkes mutluydu bu pilav ve kavurma yeme işinde. Yağmur bulutları gelir gibi olmuş, biraz karanlık çökmesinden millet yağmur için umutlanmış, bir beklenti içindeydiler. Dönüşte önümüzde yürüyen gündelikçi ameleler ayrım yapıldığından konuşuyorlar, küsmüş moralsiz gibiydiler.Kalaycı ustası Ali ve oğlu sinemadan bozma büyük evin kapısını açmışlar az sonra içerisi gaz lambalarının soluk ışığığıyla aydınlanmıştı. Biraz sonra Ali usta babamın bakkaliyesine gelmiş 100 gram çökelek alıyordu. Babamda yanında külah yaptığı bir kağıt parçasına bir huni zeytin koymuş, parasını almamıştı.Bir şey yememelerine rağmen fazla yorum yapmamışlardı babamla Ali usta.
Ertesi günlerde beklenen yağmurlar gelmemiş, ümitler kırılmış, üstüne üstlük toz kaldıran rüzgarlar esmiş, kasırgalar yükselmişti KULUTO yaylasından Yoyle GIR'a kadar.
Mahallemizde babam , fakirlerin gözetilmediği bu yağmur duasına nisbet; ablalarım Base, Hale ve Döneyi tenbihlemiş, eskiden beri adet olarak gelmiş BUKKE BORONE yapmalarını tenbihlemişti. Amacı Ali usta ve amelelere ve köyün fakir ailelerine etli pilav dağıtmaktı.Komşu kadınları matke Tebareke, Ehmadi Bekteşın hanımı Fote Olle, Fote Gıro, Aşe jınka Ğalli Ğoca, Zöre Rahme Talle başta olmak üzere herkesi bir telaş almıştı.Ablam yufka açmakta kullanılan döğ dediğimiz tahtaya haç şeklinde yapıp elbise giydirmiş, yöresel giysiler içinde güzel bir ''Yağmurun Gelini'', BUKKE BORONE yapmıştı.En önde birisi onu bayrak gibi kaldıracak ev ev dolaşıp bulgur, tere yağı , et ve kuyruk yağı toplıyacaklardı. Evin sahibide su dolu taslarla veya su dolu bardaklarla Buke Boroneye su atacaklardı.Mahallenin bütün çocukları uzun bir kuyruk oluşturmuş hep bir ağızdan;
__Omiin,!! Alloh! Ommiiiin, Alllooh, Diye dualar okuyorduk.Hem bulgur, et topluyor hemde atılan bardak bardak sularla ıslanıyorduk. Ben kalaycı çırağı Recebi getirmiş, İshak kardeşim okuldan arkadaşı TEOMAN ve küçük kardeşleri FERİDUN ve METE'yide getirmişti.Babaları rahmetli OFİS'te çalışan meteroloji Memet amcaydı. Babamın bakkaliyesine sık sık ofis memurlerıyle eşya alırlar ay başına kadar yazdırırlardı.Onlarda neşeli neşeli Alllo, omiiin diye bağırıyorlardı.Babamın söylediği şekilde Ali ustaya, amelelere ve doğudan gelmiş fakir kardeşlerimizede tabak tabak götürecektik. Matke Tebareke Candarmalarada büyük bir tabak götürmemizi söylemişti. ''Günah onlarda kimsesiz sayılırlar'', demişti. Haci Mıstavenin oğlu Sadık Çelik abi; onlarla okulda voleybol oynadığını onları tanıdığını söyleyip, kendisinin onlara götüreceğini söylemişti.
En uzak mahalleye kadar dolaşmış, Omiin. Alloh ! sedalarımız her yerden duyulmuştu. Sonunda Matke Tebareke'nin evinin önünde kazan kazan pilavlar, kavurmalar hazırlanıyordu.Herkesin ama herkesin bu yemeklerden istifade etmesi için titizce dağıtılacaktı.Çünkü en son yapılan yağmur duasında fakirler gözetilmemiş, küsenler çoğunluktaydı.Bunu bilen KAWANİLER Matke Tebareke, Fote olle ve Fote Gıro, özellikle çarşıdaki amele ve fakirlere öncelik tanıyor, onlara ayrı hazırlıyordu..Tam bu arada Sadık abi babasından TIKOP dedikleri pikabı almış, onunla çarşıya götüreceğini söylemişti. Büyük bir tencereye et ve başka bir tencereyede pilav koymuşlar , çarşıya ben Recep ve Sadık abi yola çıkmıştık.Halil Polat'ın, belediyenin altındaki pastanesine , dışardaki büyük bir masaya bakır sahanlarına pilav ve et koymuş , orda toplu halde bekleyen ameleler ve fakir kimseler çağrılmıştı. Hepside geçenlerde yemek yemiyenlerdi. Sadık abi ben ve kalaycı çırağı Receb'e iki tabak vermiş, bizi Ali ustaya yollamıştı. Tam o sırada Ali usta omuzunda eski bakır tencere ve güğümlerle dolu bir torba olduğu halde köşede belirmişti. Bizi elimizde pilav ve et tabağıyla görünce aceleyle torbayı indirmiş, kapıyı açmıştı bize.
__ Ne o çocuklar, yağmur duasınamı çıktınız? Sesiniz ta çarşıya kadar geliyordu, demişti.
_-Evet bizim mahalledeki teyzeler düzenlemişti ,dedim.
__Hay Allah razı olsun, zaten bende kurt gibi acıkmıştım,Öncelikle bir abdest alıp namaz kılayım,Siz sofrayı şu köşeye kurun demişti.Biz yemiş doymuştuk. Ali amcanında yiyip doyacağı için, içimi sevinç ve mutluluk doldurmuştu.Ali amcanın namazı bitmişti. Secdelerde ağlıyor gibiydi.Evet evet ikide bir burnunu siliyor, gözlerini elindeki buruşuk bezle siliyordu.Allah rızası için, yağmur için dua okuyordu herhalde, diye düşünmüştüm.Daha bu düşüncelerdeyken, patır patır yağmur taneleri yere düşüyordu.Önce hafiften bir kasırga çıkmış,çarşıda olanlar açık dükkanların içine kaçışmışlardı.Gök gürültüsü Hafşona'dan KİSKE mevkisine, KEPİRden BINİ ÇİYE'ye doğru uzanıyor, şimşekler çakıyordu.Yerde küçük gölcükler oluşmuş, yavaş yavaş toprak renkli seller akıyordu.Çarşıda aylarca biriken toz toprak ve kağıtları akan yağmur suları önüne katmış her yer tertemiz olmuştu.Ekilişi olanlar bir kat daha mutlu olmuşlar, herkesi bir neşe almıştı.
Kalaycı Ali amca yemeği büyük bir iştahla yemiş , artanıda saklamıştı.Belediyenin bahçesinde yemek yiyenler pastanenin içine kaçmışlar elleri açık dua ediyorlar, şükrediyorlardı.Sonradan duyduğuma göre ameleler hem yiyor hemde bu yemeği yapanlara ağlamaklı dua ediyorlarmış.
Fakirlerin yüzü suyu hürmetine, yemeği adaletli dağıtan, fakirleri gözeten mahalle kadınlarının yüzü suyu hürmetine,biz saf çocukların;
__Omiiin!! Allooh, nidaları hürmetine o mayıs ayında günlerce yağmur yağmıştı. Özlerde biriken tavuk tüyleri, çer çöpler bu sağanak yağmurlarla temizlenmiş; Yeniceobayı hoş bir yağmur kokusu sarmıştı.Yağmur günlerce yağmış toprak suya doymuştu.
Köyün kodaman takımı bu masum yağmur duamızdan utanmışlarmıydı bilinmez ama, samimi duygularla , fakirler gözetildiğinde, içten yapılan dualara yüce Rabbimizin kayıtsız kalmıyacağını, onun rahmetinin fakirlerin, masumların dualarında saklı olduğunu anlamıştık.Ben ve kalaycı çırağı arkadaşım Recep yer yer damlayan evin tavanı dolayısıyle boş tenekeler koymuştuk, bir kaç yere.Ve böylelikle yerlerde sular birikmiyecekti.Receple pencereden dışarıyı akan suları seyrederken, Ali ustanın içten gelen şükür duaları kulağımıza kadar geliyordu.....
BIRONGO.
---
---
---12-12-2020
(Umarım beğenirsiniz sevgili öykü sever kardeşlerim)