BAYRAMLARINIDA ÇALDILAR ÇOCUKLARIN
Yetmişli yıllardı. Yeniceoba Atatürk ilkokulu 3-A sınıfında hummalı bir çalışma vardı. Yurdagül öğretmen yaklaşan Ramazan bayramında öğrencilerine yapmaları için ev ödevi veriyordu. Sınıfa bir kaç balon asmış, el işi renkli kağıtlarla kuş figürleri, çiçekler yapmış, pencerelere asmışlardı. Bu bir ilk’ ti. Daha önce Ramazan bayramı için sınıflar süslenmezdi. Yurdagül öğretmen, çocukların sevinmesi için bir ilke imza atıyordu. Geçen seneki Ramazan bayramında öğrencilerin anlattıkları kendisini buna itmişti. Yeniceobada; bayram namazı sonrası, miilet kendi evlerine değil, yas tutulan evlere dağılırlardı.Onlar’ca; ‘’Ölenlere rağmen bayramlar kutlanılmazdı’’ Hatta bir seneyi aşkın zaman geçmesine rağmen hala yas tutulurdu, bazı evlerde.
__Daha gençti rahmetlik. Tabiki yasımız yıllarca sürecek. Ruhu incinir, eğer bayramda eğlensek, şeker ,kolonyağı alıp misafirlere tutsak! Diye konuşuyorlardı.
Yurdagül öğretmen ;herkes bayramda ne gördüyse, bayramlarının nasıl geçtiğini resme dökmelerini istiyordu. Kendisi, gelecek kurban bayramında memleketine gideceği için, bu Ramazan bayramını Yeniceobada geçirecekti. Yetmişli yıllarda, çoğu mahallelerde bayramlar ölenlere saygı için kutlanmazdı böyle.
Çocuklar geçen seneki bayramda hiç bayram şekeri toplıyamamışlardı. Kime uğradılarsada ‘’Yas evi burası, Şeker meker yok!’’ diyorlardı.
Yenice mahallesinde Elif, Hacer, Mukadder, Kevser, Ozima, Base, Zewık , Mamo, Sodık, on’a yakın arkadaş küçük aynalarını yanlarına almış, her bayramda yaptıkları gibi GÜNEŞ KAPMACA oynıyacaklardı. Herkes elindeki küçük bir el aynasını Güneşe tutup, evlerin gölge alan tarafında duvarlara dek getirip, birbirlerinin ışığını yakalamaya çalışacaklardı. Bazende isimlerini güneşin aynadaki yansımalarıyle duvarda yazarlardı. Ve şen şakrak gülüşmeleri mahalleyi doldururdu.
Bayramlarda tek tesellileri bu Güneş kapmaca oyunuydu. Her zaman yaptıkları gibi, bayramın o birinci gününde erken kalkmışlar, evlerin aralarındaki KINALI KAYALIKLAR isimli, ne zamandan kaldığı belirsiz, taş öbeklerinin yanında buluşacaklardı.
Camiye bayram namazı için giden babaları, amcaları, dayılarının gelecekleri tutmamıştı gene. Herkes; caminin önünden ,direk yas evlerine dağılmışlardı . Güneş epey yükselmişti.Çocuklar;
__Hadi evlere dağılalım, şeker toplıyalım bari! Deyip toplu halde evlerin kapılarını çalıyorlardı, bayram şekeri için. Her çalınan kapıdan;
__Yaslıyız, öğlen gelin sipariş verdiğimiz yemekler gelecek , çadır altında dağıtacağız!, cevabını alıyorlardı. Sonunda ; çocukların yüzünde mahsun bir perde, omuzları çökük, üzüntüyle kınalı taşlara doğru gittiler. Taşların üstündeki yosunlara tükürüp, sürttükleri bir taşla kına elde ediyorlardı. Her üzüldüklerinde, yada sevinçli olduklarında soluğu, bu dedelerinin zamanından kalma antik taşlarda alırlardı. Gene öyle yapmışlar, herkes ellerinin ayasına bu kınayı yakmışlardı. Erkek çocuklar tek ellerinin içine kına yakarlardı.
Derken , evlerin aralarında yemek siparişi alanların arabaları görünüyordu. Artık adet üzere, gelen misafirlere hazır yemek dağıtılıyordu, plastik sandalyelerin çepe çevre sıralandığı , portatif masalarda. Küçük Elif arkadaşlarına;
__Hey çocuklar! Yurdagül öğretmenimizi ziyaret edelim. Kimse uzak demesin. Yoksa bu bayramda şeker tadacağımız yok ! deyince, birlikte aceleyle yola çıkmışlardı.
Herkes'de bir heyecan, minik yüreklerinde tatlı bir çarpıntı vardı. Yurdagül öğretmenlerinin mahallesine gelmiş, kapısını çalıyorlardı. Az sonra gülümseyen yüzüyle Yurdagül öğretmen kapıda göründü.
__ Hiii, benim çocuklarım gelmişler, bu ne sürpriz! Hoş geldiniz, buyrun içeriye ! deyince, tereddüt etmişlerdi.
__Öğretmenim bayramlaşmak için geldik. Biz gidip GÜNEŞ KAPMACA oynıyacağız aynalarla! demişlerdi. Yurdagül öğretmen içeriye gidip tepsi üstünde lokum ve şeker getirip öğrencilerine tutmuştu. Ve teker teker limon kolonyağını dökmüştü minik ellerine..
__ Ne güzel kına yakmışsınız böyle. Bana kına yokmu?
__Hadi o zaman sizde gelin. Kınalı taşlarda sizin elinizede kına yakalım.
__Artık; herhalde bu ziyaretide ev ödevleriniz için resim defterine çizersiniz! Dediğinde çocuklar;
__Zaten açılan yemek çadırlarından başka bir şey göremedik, bu bayramda. Bir şeker bile vermediler kimse!, demişlerdi.
__Çocuklar durun bende sizinle geliyorum. Bende güneş kapmaca için bir ayna alayım! deyip, içerden aldığı bir aynayla çıkmıştı. Çocuklar pür neşe içinde , aceleci adımlarla YENİCE mahallesine , öğretmenleri önde gidiyorlardı.
Yolda bir kaç yemek çadırı görmüşlerdi. Bazı evlerde ağlama sesi , ağıtlar geliyordu kulaklarına. Bayram değil sanki yas günleriydi.Bazılarının yası bir iki sene halen devam ediyordu, ölenin genç yaşta ölmesi dolayısıyle. Ama çocuklar ihmal ediliyordu. Onlarla bayramlaşmamışlar, onlara tatlı bir bayram hatırası olarak sarıp sarmalamamış, harçlık bile vermemişlerdi.
Yurdagül öğretmen, çocuklarla kırlara açılmış, yabani papatya ve kan kırmızısı Gelincik çiçeği toplamışlardı. Birbirlerine bayram hediyesi anlamında çiçekleri buket yapıp vermişlerdi. Artık sıra Güneş kapmacaya gelmişti. Her kesin cebinde bir ayna vardı. İkindiye doğru duvarların gün doğumu tarafında uzun gölgelikler oluşurdu. Az sonra iki katlı bir binanın bu gölgelik tarafında, kıpır kıpır ışıklar duvarda görünüyordu. Başta Yurdagül öğretmen, birbirlerinin aynalarından yansıyan güneşlerini yakalamaya çalışıyor, herkesde bir neşe, gülüşmeler mahalleyi dolduruyordu. Evin içinde yas için toplanan cemaat, içeriye pencereden vuran bu aynalardan gelen yansımayı görünce;
__ Kim bu edepsizler!!. Bilmiyorlarmı burası bir yas evi!. Alaymı ediyorlar!! Deyip;
__Bir çıkın kim bunlar, kovun gitsin! Diye hiddetle bağırmışlardı.
__Hey çocuklar ayıp değilmi, pencereye ayna tutuyorsunuz. Ölülere saygınız olsun. Öğretmeniniz bunuda öğretsin size! Hadi başka yere!! Diye bağırınca, Yurdagül öğretmen bir adım öne çıkıp;
__Çocukların bayramlarınıda çalmayın! Oynamak onların hakkı. Bir bayram günü,bir bayram şekerinide çok gördüğünüz bu çocuklar, bu moralsizlikle öğrenimlerine nasıl devam edecekler. Zaten bayramlarını çaldınız, bari sokakta oynamalarına bir şey demeyiniz!, deyince, sus pus olmuşlar, içeriye geçip kapıyı kapatmışlardı.
Çocuklar mahsun, güneşleri aynalarında tutsak, yavaş adımlarla kınalı kayalıklara gittiler. Az sonra herkes kına yakma telaşındaydılar; öğretmenlerinin ellerine kına yakacaklardı.Herkesin bu işte emeği, bir sevinci vardı ve büyük bir hevesle öğretmenlerinin ellerinede kına yakacaklardı.
__Çocuklar, siz okuyacaksınız!. Ve okumakla bu bayramlarda yas adetini kaldıracaksınız. Bak ben ramazan bayramı için sınıfı nasıl süsledim. Eskiden bu varmıydı?. Bir bayramı bile çocuklara çok gören, bayramı çadır açmak, yas tutmak diye belleyen bu zihniyette olanları, siz okumakla, bir meslek sahibi olmakla cevap vereceksiniz! Bunu yapmakta mecbursunuz! Çocuklarınızın özgürce bayramlaşmaları ve Güneşlerin tutsak aynalardan çıkıp, özgürce duvarda oynamaları, gölgeleri aydınlatmaları için okuyacaksınız!. Hepinizin ışıl ışıl gözlerinden öpüyorum... Bana söz verin okuyacaksınız.Bayramdan sonra bu konu hakkında öğretmenlerle konuşacağım. Şunu bilinki okuyan kazanacak, okumak, bilgi, köhnemiş adetleri silip süpürecek. Hadi gelin hep beraber bayram şekeri toplıyalım bizim mahallede, deyip öğretmenleri önde pür neşe içinde onu takip ediyorlardı.
O bayram gününde evlerden halen ağıt sesleri yükseliyordu.Masa sandalye sesleri, çatal bıçak sesleri, bayramın birinci gününde mahalleyi doldurmuştu.Çocuklar umurlarında değildi. Bir şekeri, bir bayram harçlığını onlardan çok gördüklerinden habersiz, yemekten sonra sigara tellendirme telaşındaydılar.
O yas evlerinin önünden giden çocukların; bu adetlerini kaldırma sevdasında olduklarını unutuyorlardı. Öğretmenler bu iş'de ön ayak olacaklar, hevesli yürekler yarınlara çarpacaklar, ışık olacaklardı. Duvarlarda Güneşler özgürce oynıyacak, Güneşler mahallede kıpır kıpır, sevgi ellerinde olacaklardı. Bir çocuk bir Güneş demektir zira... Ne kadar özgür çocuk o kadar Güneş ve o kadarda aydınlık demekti.... Bayramlarını çalanlardan, bilgiyle geri alacaklardı, ve bayramlar cıvıl cıvıl , şen şakrak geçecekti çocuklar için, olması gereken şekilde...Çünkü onlar yarınlar demekti.. Onlar geleceğin güneşleri umudu, yaşama sevinci demekti.....
BIRONGO.
23-05-2020
(Şimdiden bayramınızı kutlarım sevgili öykü severlerim